Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

09 Aralık 2016 Cuma
Arka Bahçe

Açık söyleyeyim, Erman Toroğlu’nu hiç bir zaman ciddiye almadım. Ne yaptığı yorumları, ne sivri çıkışları, ne gafları, ne de patavatsızlığı beni zerre kadar ilgilendirmedi. Bu köşede, bir kez hariç (TBMM tutanaklarına geçen ifadesi) adını anma gereği duymadım. Onun söylediklerinin peşine takılma lüzumunu hissetmedim. Toplumda bu kadar kabul görmesinin, fikirlerinin tartışma yaratmasının sebebi, Türk halkının ortalamasını temsil etmesidir. Onu popüler figür haline getiren avam duruşudur.

16 Ağustos 2006, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Toroğlu’nun ‘yarı ölü’leri! Açık söyleyeyim, Erman Toroğlu’nu hiç bir zaman ciddiye almadım. Ne yaptığı yorumları, ne sivri çıkışları, ne gafları, ne de patavatsızlığı beni zerre kadar ilgilendirmedi. Bu köşede, bir kez hariç (TBMM tutanaklarına geçen ifadesi) adını anma gereği duymadım. Onun söylediklerinin peşine takılma lüzumunu hissetmedim. Toplumda bu kadar kabul görmesinin, fikirlerinin tartışma yaratmasının sebebi, Türk halkının ortalamasını temsil etmesidir. Onu popüler figür haline getiren avam duruşudur. Onun toplum sözcüsü olarak algılanmasının nedeni, çoğumuzun yüksek sesle söylemek istediği, ancak bunu yapacak cesareti bulamadığı söylemleri dile getirmesidir. Bizde olmayan cesaretini de, ekran şöhretine ve program öncesi attığı bir kaç kadeh viskiye borçludur. Aslında Toroğlu gerçeği; doğru bildiklerini açıklamasından ziyade, kendisini daha popüler kılacak söylemleri tercih etmesidir. Bir taktik ustasıdır kendisi. Buna karşın kötü bir tuluat sanatçısıdır. Birilerini aşağılarken, bedeni geriye doğru kasılır, ilgi çekip çekmediğini anlamak için, küçülttüğü gözbebekleri yuvalarında fıldır fıldır döner, oraya buraya kaçamak bakışlar fırlatır. Tipik bir taşra kurnazıdır. Kullandığı dil zalimdir. Avına karşı, -ki genelikle hakemler- acımasızdır. Eleştirdiği insanı incitmekten, rencide etmekten, hiç bir zaman imtina etmez. Eleştirmekten ziyade yoketmektir amacı. Hedef aldığı insanı bitirene kadar üstüne gider. Hayat onun için siyahla beyazdan ibarettir. Ve doğru tektir ona göre, tüm faşistlerde olduğu gibi... Bilirsiniz, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök hakkında geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı. Tam da istediği gibi, hedefi on ikiden vurdu bir kez daha. Günlerce konuşuldu, tartışıldı. Koca koca, kerli ferli adamlar ona cevap yetiştirmeye çalıştı. Hatta İngiliz The Guardian Gazetesi’ne bile malzeme oldu. Stratejik zekası bu sefer de işe yaramış, yine gündeme oturmuştu. Lakin, TESYEV Başkanı Yavuz Kocaömer dışında çoğumuzun dikkatinden kaçan ağır bir gaf daha yapmıştı, kavuksuz hocamız... Sahip çıktığı gaziler için ‘yarı ölüler’ ifadesini kullanmıştı. Ağzından çıkanı kulağı duymadığı için Hürriyet’deki köşesinde sözlerinin arkasında olduğunu ilan etmişti. Bu, severken öldürmektir. Sözde bir acıma hissiyle, haklarını savunduğu insanları aşağılamaktır. Onlara, kıyıcı bir kibirle tepeden bakmaktır. Onları bizden ayırmak, ötekileştirmektir. Güneydoğu gerçeği, on yıllardır bu ülkenin en büyük kanayan yarasıdır. Orada savaşıp, bedeninin bir parçasını cephede bırakarak, paramparça olmuş ruhlarıyla evlerine dönen gaziler, zaten yeterli psikolojik destekten yoksun olduğu için topluma adapte olmakta zorlanmaktadır. Çoğu sahipsiz, kaderleriyle başbaşadır. Çeşitli sivil toplum örgütleri ile spor kurumlarının el uzatmasıyla sanatsal ve sportif etkinliklerde bulunarak, yaşadıkları ağır travmayı atlatmaya çalışmaktadırlar. Psikolojileri bu kadar hassas bir seyir izlerken, gaziler hakkında ‘yarı ölüler’ şeklinde gaddar bir benzetmede bulunmanın, ne yorumculukla, ne spor adamlığıyla, ne spor yazarlığıyla, ne de insanlıkla bağdaşır yönü yoktur. Gazilere ve onların ailelerine bir özür borcu olan Toroğlu’nun, böyle bir davranışta bulunmasını istemek saflık olur. Kendi jargonunu terketmesini beklemek de abesle iştigaldir. Ona tepki göstermenin de anlamı yok. Çünkü istediği o zaten. Ne kadar tepki, o kadar şöhret... En iyisi, bırakın kendi narsizminde boğulsun. Zira her narsistin, kendini atacağı bir göl mutlaka bulunur!.. Halterin neden yerde süründüğünün resmidir Hani, hep şikayet ederiz ya, ‘spora siyaset karışıyor’ diye... Yazarız, çizeriz, eleştiririz. Saf saf çağrıda bulunuruz, siyaset esnafı ile sözde spor yöneticilerine: ‘Siyaset spordan elini çeksin!’ Olur! Sizi bilmem ama, ben o Türkiye gerçeğinin farkında olmayan iyimser spor yazarları ile sporseverlerden değilim. Siyasetle spor kıyamete kadar içiçe olacak. Çünkü ikisi birbirinden besleniyor. Sporcu ya da spor adamı sırtını siyasete dayıyor ve basamak atlıyor, politikacı da sporu seçim malzemesi yapıyor. Türkiye’nin her tarafının kullanılmayan, inşaası yarım kalan spor tesisi enkazıyla dolu olduğunu bilmeyen yok. Bin 500 kişilik kasabaya 5 bin kişilik spor salonu yapmaya kalkan politikacı, hangi ülkenin siyasetçisi? Türkiye’de sporun gelişiminin önündeki en büyük engeldir, bu çarpık yapı. Siyasetin, spora verdiği zararın en somut örneği; halterdir, hepimizin malümü... Kısa zamanda iki seçim yaşayan halterin genel kurullarında siyasi partiler fink attı. Sonuçta iktidarın desteklediği aday seçildi. Yeni yönetimin ikinci adamı da Naim Süleymanoğlu oldu. Hani, şu efsane sporcumuz. Milli takımlar ona teslim edildi. Onun da ilk işi, Tekir Yaylası’na gidip arkasındaki siyasi gücün liderinin elini öpmek oldu. Bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük sporcularından biri olduğunu unutarak, gazetelere böylesi bir poz vermekten çekinmedi. Şimdi siyaset mi, spordan elini çekmiyor, spor mu siyasetten? Hangisi? Yumurta-tavuk misali... Son nokta: Biri olmadan, diğeri olmaz, ve bu ülkede hiç bir branşın sırtı yerden kalkmaz.