Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

06 Aralık 2016 Salı
Arka Bahçe

Bu dünyaya geliş amacımız yüzyıllardır sorgulanır; din adamları, filozoflar, bilim insanları tarafından... Bazen ve nadiren de kişi, kendi kendine yapar varlığının muhasebesini. Cevabı bulunamayan sorular zihinlerde rakseder. On binlerce kitap yazılır ve okunur, ‘ben neyim, kimim, neden varım, nasıl oldum, nereden geldim, nereye gideceğim’ gibi basit görünümlü, ama cevabı imkansız sorular silsilesi üzerine...

09 Ağustos 2006, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Mahşerin üç atlısı! Bu dünyaya geliş amacımız yüzyıllardır sorgulanır; din adamları, filozoflar, bilim insanları tarafından... Bazen ve nadiren de kişi, kendi kendine yapar varlığının muhasebesini. Cevabı bulunamayan sorular zihinlerde rakseder. On binlerce kitap yazılır ve okunur, ‘ben neyim, kimim, neden varım, nasıl oldum, nereden geldim, nereye gideceğim’ gibi basit görünümlü, ama cevabı imkansız sorular silsilesi üzerine... Dönüşü olmayan bir yola çıkmak gibidir bütün bunlara yanıt aramak. Ne var ki, bu yolculuk kaçınılmazdır. En azından bazılarımız için... Aslında insanoğlunun varlığı iki temel çelişki üzerinde düğümlenir: Bir şey olmak, ya da varolmak. Günümüzde hemen hemen tüm kültürlerde birey, yetişkinliğe adım attığı andan itibaren bir statü peşinde koşar. Kişinin elde etmek istediği statü, genellikle gözde bir meslek, para ve şöhretle özdeşleşir. Yeterince donanımı, ihtirası ve şansı olanlar arzu ettikleri toplumsal statüye kavuşurlar. İşte asıl sorun da ondan sonra başlar. Bir şeylere sahip olmakla insan varolabilir mi? Elbette olabilir. Yeter ki insan, her ikisini birden taşıyabilecek altyapı ve olgunluğa sahip olsun. Bir statüye sahip olmak, varoluşun önüne geçmez. Ama bunu başarmak öylesine zordur ki... Özellikle de bizim gibi düşük yoğunluklu eğitimin hüküm sürdüğü toplumlarda... Bugün ülkemizde bir statüye sahip olmanın en kestirme yollarından biri, büyük kulüplerde futbol oynamaktan geçiyor. Hele biraz da eli ayağı düzgün bir futbol oynayabiliyorsanız... Her Allah’ın günü gazete ve televizyonlarda isminiz, cisminiz çıkıyor. Şöhret merdivenlerini hızla tırmanıyorsunuz. İnsanlığa verdiği üstün hizmetlerle, geleceğe bıraktığı eserleriyle, keşif ve icatlarıyla dünya literatüründe yer alan bilim insanlarımızı sokakta hiç kimse tanıyamıyor, ama birer popüler figür haline gelen alelade bir futbolcu, çevresi hayran kitlesi tarafından sarıldığı için yolda yürüyemeyebiliyor. Her yerde itibar görüyorsunuz. Bütün kapılar ardına kadar açılıyor. Gelgelelim, ‘yıldız futbolcu’ diye adlandırdığımız bu zümre, toplumsal bir statüye sahip olurken, aynı zamanda varolabiliyorlar mı? Kimi ve çok azı bunu başarabiliyor. Zaten toplum her zaman onları bağrına basıyor, önlerinde saygıyla eğiliyor. İsimleri altın yaldızlı harflerle tarihe yazılıyor. Lakin kimileri de var ki, statüleri arttıkça, kendileri biraz daha azalıyor. Toplum sırtlarını tapışladıkça onlar gemi azıya alıyor. Şımarıklığın ve küstahlığın sınırlarını zorluyorlar. Her türlü kavganın, çirkefin içinde onları görebiliyorsunuz. Sahada rakip futbolcu ve seyirciyle, onlar olmazsa kendi arkadaşlarıyla, onlar da olmazsa birbirleriyle kavga ediyorlar. Sürekli bir itişmenin, dalaşmanın, küfürleşmenin içindeler. Barışçıl olmayı sünepelik addediyorlar. Bu tip oyunculardan hemen her takımda mevcut. Ama Üç Büyükler’de iseniz atacağınız her adıma dikkat edeceksiniz. Toplumun gözünün üzerinizde olduğunu bir an bile aklınızdan çıkarmayacaksınız. Siz sadece formasını giydiğiniz kulübe değil, tüm Türkiye’ye aitsiniz. Zira Milli Takım’ın da değişmez oyuncularındansınız. Sözüm size, Hasan Şaş, Necati Ateş ve Ayhan Akman kardeşlerim... Çünkü sizin adınızı formalarına yazan, gönüllerine kazıyan, rüyalarında sizinle yaşayan, sizinle ağlayan, sizinle gülen, sizin gibi olmak için can atan çocuklar var bu ülkede. Onlara bunu yapamazsınız. Sahada mahalle kabadayası gibi birbirinizle hırlaşamazsınız. Rakip futbolculara, hakemlere çirkin davranışlarda bulunamazsınız. Kendi antrenörünüze küfür edemezsiniz. Milli maç akşamı fuhuş organizasyonlarında yer alamazsınız. Altyapıdan gelen genç futbolcuları azarlayamazsınız. İnsanları, hatta kendi taraftarınızı dahi Galatasaray’dan soğutamazsınız. Sahaya nefret tohumlarını ekemezsiniz. Bilirsiniz, klasik bir laf vardır: Zirveye çıkmak değil, önemli olan orada kalmaktır. Zirvede kalmanın ise tek yolu vardır: Bir şey olmak değil, varolabilmek. Vakit henüz geçmiş değil. Önünüzde daha zaman var; ‘ben neyim, kimim, neredeyim, ne yapıyorum’ diye varlığınızı sorgulayabilmeniz için. Yaptınız, yaptınız... Aksi takdirde karanlıkta aniden kayan bir yıldız gibi boşlukta kayboluverirsiniz. Sonsuza kadar...