Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

05 Aralık 2016 Pazartesi
Arka Bahçe

Artık aklım başıma gelmiş durumda. Her yeni sezon öncesi bu köşede tekrarladığım sevgi, saygı, dostluk, barış, fair-play gibi nafile dilek ve temennileri bir kez daha hatırlatmanın manasızlığını biliyorum.

02 Ağustos 2006, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Şimdi ben size ne desem boş Çünkü sizin alışkanlıklarınızın ne denli güçlü, vazgeçilmez olduğunun; ve sizlerin bir pehlivan kispeti gibi ruhunuza geçirdiğiniz kötü huylarınızı terketmemekte ne kadar kararlı, inatçı davrandığınızın farkındayım. Yani sizi iyi tanıdım! Toplumsal hayatımızın hangi alanında değiştiniz ki, sporda değişesiniz. Neyi dönüştürdünüz ki, kendinizi dönüştüresiniz. Tekrar tekrar hatırlatılmasına, ‘yapmayın, etmeyin’ denmesine rağmen, yine düğünlerde silah sıkarak can almaya devam etmiyor musunuz? Alkollü araç kullanmaktan hiç vazgeçtiğiniz oldu mu? Töre diye kendi ciğer parelerinizi acımasızca, vahşice bu dünyadan koparmayı sürdürmüyor musunuz? Sizleri hep kandıran, arkadan vuran, yaşadığınız hayatı zehir eden, çocuklarınızın geleceğini karartan politikacıları tekrar tekrar seçmiyor musunuz? Çağdaş dünya insan hayatının kalitesinin arttırılması için bilim ve teknolojiyi seferber etmişken, yeni dünyalar keşfetmek için uzayın derinliklerine gitmeye hazırlanırken, sizler hala hurafelerle, kör inançlarla yaşamınıza yön vermeye çalışmıyor musunuz? Nicedir, birbirinizin haklarına tecavüz etmeyi bir yaşam biçimi haline getirmediniz mi? Gerek siyasi, gerek ticari, gerekse sportif ilişkilerinizde birbirinizi kandırmayı, ayağınızı kaydırmayı, gözünüzü oymayı, çelme takmayı, riyakarlığı marifet olarak görmüyor musunuz? İhmal adı altında ülkenin her yerine tuzaklar kurarak bedava ölümlere davetiye çıkarmayı, ardından da ‘kader’ diyerek sorumluluğu üzerinizden atmayı, vicdanınızı rahatlatmayı bir düstur olarak benimsemiyor musunuz? O halde... Bir kaç gün sonra merhaba diyeceğimiz yeni futbol sezonunda bir şeylerin değişeceğini umarak, temenni ederek kendimi kandırmaya devam mı etmeliyim? Biliyorum ki, taraftar kisvesi içinde yine tribünlerde birbirinizin gırtlağını sıkacaksınız, en aşağılık küfürleri edeceksiniz, en rezil pankartları asacaksınız; futbolcu forması giyerek yine sahada birbirinize acımasızca tekme atacaksınız, hakemi kandırmaya çalışacaksınız; yönetici sıfatıyla yine seyirciyi provoke edeceksiniz, rakiplerinizi aşağılayacaksınız, yangına körükle gideceksiniz, teşvik primi vermeye devam edeceksiniz; hakem görüntüsü altında yine bir taraftan alıp, diğerine vereceksiniz, sonra da ‘biz de insanız, hata yaparız’ gerekçesine sığınacaksınız; federasyon yetkilisi titriyle yine olan bitene seyirci kalacaksınız, görmezden geleceksiniz, ardında da çeşitli içi boş yaldızlı laflarla aczinizi kamufle etmeye çalışacaksınız; tüm spor camiası olarak yine şikeye ve her türlü kirli ilişkilere karşı sessiz kalacaksınız, çöpü hep halının altına süpüreceksiniz, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ felsefesini uygulayacaksınız. O nedenle, ‘temiz lig, temiz futbol’ gibi safça hayaller peşinde koşmayacağım. Size ne sözün, ne yazının tesir edeceğini sanmıyorum. Bunun boşa kürek çekmek olduğunu biliyorum. Geçmişten bugüne sıkı sıkıya sarıldığınız gelenek, görenek ve alışkanlıklarınızın yeni sezonda da devam edeceğine eminim. Almanya’da açtığınız pankartla bundan önceki sezonların bir tekrarını daha yaşayacağımızı hepimizin gözünün içine soktunuz. Size laf anlatmaya çalışarak zamanımı boşa harcamayacağım. Bütün iyi dileklerimi kendime ve toplumun kıyısında köşesinde kalmış, çevresini saran pespayelikler, barbarlıklar nedeniyle acı çeken bir avuç uygar memleketliye saklayacağım. Daha fazla uzatmak gereksiz. İyisi mi siz, kalın kendi ilkelliklerinizin doruklarında, düşmanlıklarınızla başbaşa... Transfer hatalarının bedelini kim ödüyor? Her sezon öncesi, özellikle dört büyüklerin başı göndermek istedikleri futbolcularla derde girer. Atsalar atamazlar, satsalar satamazlar. Yüksek tazminatları nedeniyle gönderemedikleri futbolcuların bir an önce kulüp bulması için dua ederler, hatta bizzat girişimlerde bulunurlar. Sonuçta istenmeyen futbolcu, bir şekilde ülkemizi terkeder gider, ardında kabarık bir banka hesabı bırakarak... Olan, o kulübün hassas mali yapısına olur. Zaten borç içinde yüzen kulüpler, bir kaç milyon dolar ya da euro daha zarara girer. Dünyanın her yerinde bir şirketi zarara uğratan yöneticiden hesap sorulur, görevden el çektirilir. Ancak koskoca kulübü batıran yöneticiden kimse hesap soramaz. Yanlış transfer nedeniyle hem taraftarın hayallerini boşa çıkaran, hem de yüklü miktarda kulübü borca sokan yönetici, bir bakmışsınız, yeni transferler için ülke ülke dolaşmakta... Her kulüpte, sözde yönetimi denetleyen divan kurulu gibi mekanizmalar mevcuttur. Ne var ki çoğu yaşlı eski yönetici ve üyelerden oluşan bu kurullar da, bir kaç vıdı vıdının ardından yönetimi ibra eder. Oysa alınan bir hatalı kararla, bir yabancı futbolcunun cebine aktarılan milyon dolarlarda o kulübün gerçek taraftarının hakkı vardır. Kar, yağmur, kış-kıyamet demeden evinin bütçesinden, çoluğunun çocuğunun rızkından keserek bilet alan ve statlara gidip takımını destekleyen taraftarın cebinden çıkan paradır, sarfedilen o paralar... Stada gidemezse bile şifreli kanal ve kulübe ait giyim kuşam malzemeleri alan taraftarın parasının çarçur edilmesidir, o transfer yanlışları. Bunun önüne geçmenin bir yolu olmalı. Hata yapan, kulübü borca sokan yöneticiden hesap sorulmalı, gerekirse zararın en azından bir kısmı ondan tanzim edilmeli. Yapanın yanına kâr kaldığı müddetçe Heinzlar, Ailtonlar daha çok gelip giderler.