Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

05 Aralık 2016 Pazartesi
Arka Bahçe

Zira doğruyu bulmanın tek yolu budur. Uygarlık tarihi yanılgılar üzerine kurulmuştur. Birileri yanılır, birileri de onun yanılgılarından gerçeğe ulaşır. Bazen ve nadiren de kişi, kendi yanılgılarından dersler çıkarır. Yanılgısı onun ışığı olur. Yanılgı bir haktır, gerekliliktir, zorunluluktur. Ve yanılmak, yenilmek gibidir. İkisi de acı verir. Ama bu, ozanın “bal eylediği acı” türünde bir acıdır. Tatmak gerekir! Ki, yanılmamayı ve yenilmemeyi öğrenelim.

08 Mart 2006, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

İnsan bazen yanılmalıdır Zira doğruyu bulmanın tek yolu budur. Uygarlık tarihi yanılgılar üzerine kurulmuştur. Birileri yanılır, birileri de onun yanılgılarından gerçeğe ulaşır. Bazen ve nadiren de kişi, kendi yanılgılarından dersler çıkarır. Yanılgısı onun ışığı olur. Yanılgı bir haktır, gerekliliktir, zorunluluktur. Ve yanılmak, yenilmek gibidir. İkisi de acı verir. Ama bu, ozanın “bal eylediği acı” türünde bir acıdır. Tatmak gerekir! Ki, yanılmamayı ve yenilmemeyi öğrenelim. Şu kısacık hayat serüvenimizde hangimiz yanılmadık ki? Yanlış tercihler, yanlış kararlar vermedik... Bu kaçınılmazdır. Yeryüzünün en mükemmel canlısı olmamız bile yanılgılarımızı, yanlışlarımızı engelleyemiyor. Kusursuzluğa giden yolun kilometre taşları ölümcül hatalarla örülür. En çok yanılan, en çok çalışandır her zaman. Yanılan insan, eylem insanıdır. O nedenle yanılmaktan korkmaz. Defalarca yanılır. Her yanılgısı, aslında ufuktaki zaferinin müjdesidir. Bunu bilir. Bu bilinçle hareket eder. Gerek meslek, gerek iş, gerekse sosyal hayattaki konumumuzu belirleyen, yanılgılarımız ve bu yanılgılarımız karşısında aldığımız tavırdır. Gazetecilik mesleği yanılgıyı en az kaldıran meslektir. Telafisi mümkün değildir. Gazetecilikte yapılan hata, kurşunun namluyu terketmesi gibidir. Önce okuru, ardından da hatayı yapanı vurur. Ben de her insan gibi çok yanıldım, çok hata yaptım. Yanılmaya ve hata yapmaya da devam edeceğim. Her ne kadar bu meslekte yanılmamaya olağanüstü derecede özen göstersem de... Geçtiğimiz hafta bu köşede Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın merhume anasına edilen küfürler nedeniyle bir yazı yazdım; “Aziz Bey’in anası benim de anamdır” başlığıyla... Anasına edilen küfürler nedeniyle her platformda haklı olarak öfkeli açıklamalar yapan Başkan Yıldırım’ın bu konuda yalnız bırakıldığını ve onun mücadelesine destek verilmesi gerektiğini savundum. Onu küfre karşı verilen mücadelede “bayrak” olarak kabul ettim. Ve herkesi onun yanında, arkasında olmaya çağırdım. Yanılmışım. Aziz Bey samimiyet sınavından çakmıştır Yanıldığımı yazının çıktığı gün ve müteakip günlerde öğrendim. Şükrü Saracoğlu Stadı’ndaki derbi maçında, Beşiktaş’ı hedef alan “İtaat et” pankartı açılmış ve “İt” harfleri siyah-beyaz zemin içerisinde gösterilmişti. Yani koskoca camiaya “İt” denilerek hakaret edilmişti. Ve aynı 19 Mayıs gösterilerinde olduğu gibi, bu yazı birileri tarafından seyirciler organize edilerek tribünlere yazılmıştı. Her birinin eline birer harf verilmek suretiyle... Ben bunu, kendi köşemi yazmadan önce görmemiştim. Daha doğrusu sözkonusu pankart, maç ertesi Türk medyası tarafından Türk okurundan saklanmıştı. Yazımın çıktığı gün gelen maillerden ve bir kaç spor yazarının konuyu köşelerine taşımasından sonra bu pankarttan, ilaveten Şükrü Saracoğlu Stadı’nda Tümer Metin’e edilen küfürlerden haberim oldu. İşte yanılgılarıma bir yenisi daha böyle eklendi. Türk medyasının tutumu, benim bunu bilmemem için mazeret değil. Çünkü ben de bu medyanın bir parçasıyım. Geçen hafta yazdığım yazının büyük bölümünün bugün de arkasındayım. Küfür yiyen Aziz Yıldırım’ın anasını bugün de kendi anam olarak kabul ediyorum. Merhumeye küfür edenleri sonsuza kadar lanetliyorum. Lakin Aziz Bey’i, küfre karşı verilen mücadelenin öncüsü olarak görmüyorum. Hele arkasından gidilecek bir kahraman olarak asla... Aziz Bey, küfür konusunda samimiyet sınavından çakmıştır. Ezeli rakiplerini hedef alan o kahrolası pankartın Aziz Yıldırım’dan habersiz açılmasının imkanı yoktur. Kendisi, haberi olmadığını söylüyor. Bütün kamuoyu biliyor ki, Şükrü Saraçoğlu’nda ondan habersiz sinek bile uçamaz. Eğer haberi yoksa bile, bunu yapanlardan hesap sordu mu? Hayır. Bilakis, o organizasyonun arkasındaki muhtemel yöneticiyi yeni yönetimine alarak ödüllendirdi. O pankartın sorumlularını cezalandırmadığı müdeddetçe Aziz Yıldırım’ın küfre karşı yaptıklarının hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Eylem ve söylemleri, havanda su dövmekten ileri gitmeyecektir. Zaten hiç kimse de ona inanmayacaktır. Bu kirli ve paslı dünyada bir nefeslik temizlik için önce herkes kendi evinin önünü süpürmeli. Başta Aziz Yıldırım olmak üzere... O da her erdemli insan gibi yanılgısını kabul etmeli, Şükrü Saracoğlu’nu küfrün, hakaretin, tacizin ve şiddetin olmadığı bir futbol mabedi haline getirmeli. Dürüstlük adına, samimiyet adına, insanlık adına, futbolumuz adına...