Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

07 Aralık 2016 Çarşamba
Arka bahçe

Keza Hasan Şaş’ın da... Statlarda analarına küfür yiyen tüm sporcu ve spor adamlarının da... Onların anası sizin de ananız olmalı. Siz derken; siz sağduyulu sporseverlere sesleniyorum. Küfür edenlere değil.

01 Mart 2006, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Aziz Bey’in anası benim de anam... Keza Hasan Şaş’ın da... Statlarda analarına küfür yiyen tüm sporcu ve spor adamlarının da... Onların anası sizin de ananız olmalı. Siz derken; siz sağduyulu sporseverlere sesleniyorum. Küfür edenlere değil. Zira o güruhu imana getirecek bir misyonu kendimde görmüyorum. Getirecek birileri olsa da, laftan anlayıp imana geleceklerini sanmıyorum. Zaten bu satırları okumazlar da... Okusalar da, anlamazlar. Anlasalar da, bana da küfür ederler. O nedenle kendilerine bir şeyler yazmayı, hitap etmeyi anlamsız bulduğum bu garabeti yazı dışı bırakarak, onları tükürüklerinizle boğacak kadar çoğunlukta olan siz gerçek sporseveri göreve çağırıyorum. Siz sessiz çoğunluksunuz. Ama bu sessizliğinizle suça ve günaha ortak olduğunuzun farkında değilsiniz. Yanıbaşınızda yükselen feryatları duymuyorsunuz, duymazdan geliyorsunuz. Bilmiyor musunuz ki, Aziz Yıldırım’ın ya da Hasan Şaş’ın yerinde siz olsanız, sizin de analarınıza en aşşağılık küfürleri etmekten imtina etmeyecek bu zavallılar... Gelin, bugün bir empati yapın. Kendinizi küfür yiyenlerin yerine koyun. Onların anasını, kendi ananız belleyin. Neler hissedersiniz? Nasıl öfkelenirsiniz? Sizi doğurup, büyütüp bugünlere getiren en kutsal varlığınızın namusuna dil uzatıldığı için kendi kendinizi yemez misiniz? Sakın “ama” diye başlayan cümleler kurmayın. Aziz Yıldırım’ın kişiliğinden, tasvip edilmeyen bazı davranışlarından dem vurmayın. Fenerbahçe’ye ve Türk sporuna verdiği hizmetleri takdir etmekle beraber Aziz Bey’den, meslektaşlarıma karşı olan tutumundan dolayı ben de hoşlanmıyorum. Yöntemlerini asla tasvip etmiyorum. Ama onun da günahıyla, sevabıyla bir insan, dahası bir insan evladı olduğu gerçeğini gözardı etmiyorum. “Utancımdan anamın mezarına gidemiyorum” diyecek kadar kendini çaresiz hisseden Aziz Yıldırım’ın küfüre karşı verdiği mücadelede yalnız bırakıldığına inanıyorum. Şimdilik kendilerine küfür edilmeyen diğer kulüp yöneticilerinin bırakın ona destek vermesini, içlerinde ellerini ovuşturanlar, hatta onun serzenişine “haddini bil” şeklinde cevap verenler bile var. Semirttikleri bu canavarın bir gün gelip kendilerini de yiyeceğini bildikleri halde... Şiddet sadece fiziksel saldırı değildir. Küfür de bir şiddettir. Ve bu yangın tüm statları, salonları sarmış durumdadır. Bunun önüne geçmenin tek yolu, topyekün bir savaştır. Güvenlik güçleriyle, federasyonlarıyla, kulüp yöneticileriyle, sağduyulu sporseveriyle, medyasıyla, hakemleriyle, hatta meclisiyle... Aziz Yıldırım’ın isyanıyla, Hasan Şaş’ın gözyaşlarıyla sona erecek bir savaş değil bu. Sadece onların savaşı da değil. Hepimizin savaşı olmalı. Susmamalıyız. Göz yummamalıyız. Onaylamamalıyız. Korkmamalıyız. Biz de öfkelenmeliyiz, isyan etmeliyiz, ayağa kalkmalıyız. Vakit geçirmeden Aziz Yıldırım ile Hasan Şaş’ın saflarında yer almalıyız. Onlarla omuz omuza gelmeliyiz. Bugüne kadar bin bir badirenin üstesinden gelmiş bir toplumuz biz. Bunun da geliriz. Bir avuç serseriye, çahpulcuya papuç bırakmayız. Yeter ki isteyelim. Yeter ki silkinelim. Bu spor bizim. Bu futbol bizim. Bu kulüpler bizim. Bu statlar bizim. Bu ülke bizim. Biz, kundaktaki bebeğini evinde bırakarak Aziziye tabyalarındaki askerine sırtında mermi taşıyan Nene Hatun’un torunlarıyız. Hepimizin anası birer Nene Hatun. Aziz Bey’in de, Hasan Şaş’ın da... Şimdi analarımıza sahip çıkmanın tam zamanıdır. Haydi... Alpay Özalan olmadı Fatih Akyel verelim! Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi kalmayan bir milli takım nasıl olmalı? Elbette yepyeni bir jenerasyonla yakın geleceği olmasa bile uzak geleceği kuracak bir yeniden yapılanma içine girmeli. Fatih Terim gibi bir liderden beklenen de bu değil midir? Ama görülüyor ki, o da giderek kendi özünden uzaklaşıyor. Yeni milli takım diye açıkladığı kadronun içinde Fatih Akyel’e de yer vermiş. Yunanistan’ın adı sanı bilinmeyen bir takımında bile tutunamayıp, elinde bonservisiyle kapı kapı kulüp arayan ve sonunda kapağı Trabzonspor’a atan Fatih Akyel’le nasıl bir gelecek hedefliyor acaba sayın Terim? Sanırım, altışar maç ceza alan cevval ve cabbar adamlarımız Alpay Özalan ile Emre Belözoğlu’nun boşluğunu Fatih Akyel ile dolduracak! Gerektiğinde sahada rakibe küfür edecek, saldıracak, tekme atacak, bedava penaltı yapacak, durup dururken kart görecek birine her zaman ihtiyacımız var zaten! Mevcutların içinde bu tanıma en iyi uyan futbolcunun Fatih Akyel olduğu da bir gerçek. Yazık değil mi Fatih Hoca’dan forma bekleyen Ümit ve Genç Milli Takımlar’daki onlarca yetenekli çocuğa. Her zaman örnek gösterdiğimiz Fatih Terim adaletine ne oldu? Dağ fare doğuruyor galiba... Ya da kızılderililerin o meşhur ata sözünde olduğu gibi, aynı suda iki kez yıkanılmaz mı, nedir acaba? Bu filmi Galatasaray’da da görmüştük ama...