Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

23 Mayıs 2017 Salı
Arka Bahçe

Gündem o kadar hızla değişiyor ki, Fenerbahçe’den İstanbul’da 6 gol yiyen Denizlispor’un talihsiz kalecisi Süleymanou’nun yaşadığı dram es geçilebiliyor...

28 Aralık 2005, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Kaleci ile golcünün kesişen kaderleri Oysa Şükrü Saraçoğlu’nun yeşil çimlerine yazılan bu trajedide hayata dair herşeyi bulabilmek mümkün. Bir yanda, aylardır sabırsızlıkla doğumunu beklediği bebeğine tam kavuştuğunu düşünürken, ölüm haberini alan ve buna rağmen takımıyla maça çıkan bir kaleci, diğer yanda ise uzun yıllar forma hasretiyle yanıp tutuşan genç bir golcü... Aslında galibi baştan belli olan bir randevu... Hayat birine en acımasız yüzlerinden birini gösterirken, diğerini sonsuz nimetlerinden biriyle ödüllendiriyor. Birine bu dünyada bir insanın yaşayabileceği en büyük acılardan birini tattırırken, diğerine yıllarca sabırla beklemenin karşılığını fazlasıyla sunuyor. Ama birinden alıp, diğerine vererek... Saraçoğlu’nun çimleri, aynı anda hem Semih’in alınteriyle, hem de Süleymanou’nun gözyaşlarıyla sulanabiliyor. İkisi birlikte bir iksir oluşturuyor, oynanan oyuna ruh katıyor. Hayatın futbol topuna düşen izdüşümü sanki, sahnelenen bu trajik oyun... Bizler ise sonradan öğreniyoruz, sahne arkasını... Kendimizi kazanan tarafın büyüsüne öylesine kaptırmışız ki, bir-iki yazarın dışında kayıtsız kalabiliyoruz yaşanan drama... Öyle ya!.. Nasıl olsa bu dram, bizim dramımız değil. Ama bize uzak da değil ki!.. Bir gün bizim de kapımızı çalacak. Biz de kaybedeceğiz. Biz kaybederken, belki birileri kazanacak. Bizim kayıplarımızın, acılarımızın üzerine basarak... İstese de, istemese de... Süleymanou’ya ve Denizlispor camiasına başsağlığı, rakibinin acısına kayıtsız kalmayan Semih’e meslek hayatında daha nice başarılar dilerken, sözü burada yazarlık yeteneğinin benden daha iyi olduğuna, ancak benim kadar şanslı olmadığına inandığım sevgili kardeşim Yusuf Turhan’a bırakıyorum. Dünyanın iki ayrı coğrafyasından çıkarak kaderleri Kadıköy’de çakışan bu iki adamın hikayesini bir de onun içli ve dokunaklı satırlarından sizlere sunmak istiyorum. 2006 yılının tüm insanlığa barış ve huzur getirmesi dileğiyle... Zafer ve gözyaşı O günü sabırsızlıkla ve büyük bir özlemle bekliyordu. Güneşin acımasızca yakıp kavurduğu kuru bir yaprak tanesinin, gökyüzünden yağmur damlasını beklediği gibi... Uzun zaman sonra ilk kez fırsat bulduğu formasını kendi evinde, taraftarının önünde sırtına geçirecek ve yeniden doğuşunu ilan edecekti. Ama aylardır kendisininkine benzer bir bekleyişin içinde olan rakibi onun kadar şanslı değildi. Birlikte nice güzel yılların hayalini kurduğu, biricik kızını henüz daha bir kaç günlükken kaybetmiş, daha adını bile koyamadığı, sarılıp öpemediği taze fidanının acısını yüreğine gömmüştü. Haber kendisine maçtan bir gün önce gelmişti. Bu tarifsiz ıstırabını takım arkadaşlarıyla bile paylaşamadan, iki direğin arasına bırakıvermişti yorgun bedenini... Hayat buydu işte... Forma hasretiyle yanıp tutuşan rakibi de, yıllardır içini yakan acısını bu maçta dindirmek için çıkmıştı sahaya... Acıların çarpışmasıydı sanki, sahadaki oyun... Umutlarını, düşlerini binlerce kilometre uzaktaki vatanı Afrika’da bırakarak sızısını dindirmek için o naif gövdesini kalesine siper eden yaralı yürek, tutamadığı ya da ellerinden kayıp giden her meşin yuvarlakta rakibinin acılarına son veriyor; gole ve başarıya susamış kara sevdalı genç adamın hayalini gerçeğe dönüştürüyordu. Yediği her gol sonrası biricik yavrusu için döktüğü gözyaşlarıyla bir başka kaybeden olan rakibinin yarasına adeta merhem oluyordu. Ne acımasız bir oyun bu böyle! Bilerek veya bilmeyerek başkalarının acısının üzerine basıp yükselmek, sevincini ve zaferini onların gözyaşlarıyla beslemek... Bazıları çektileri acılarını yüreklerine gömerek hayata tutunmaya çalışırken, örümcek ağına düşen bir kelebeğin çırpınışı gibi direnirken, bazıları da zafer ve gururlarını onların ıstıraplarının üzerine bina etmiyor mu? Oyunun kuralı bu olsa gerek... Hangi zaferin, hangi dirilişin, hangi doğumun, hangi ayağa kalkmanın hamurunda acı ve gözyaşı yok ki... Ne var ki anlaşma böyle... Kural koyucu hayatın kurallarını koyu ve net çizgilerle belirlemiş: Biri gülecek, biri ağlayacak, biri sevinecek, biri üzülecek, biri doğacak, biri ölecek... Çok acımasız ve yakıcı... Ve kahredici...