ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM


YAZARLAR

Arka bahçe

07.12.2005

Sayın Fatih Terim!..

Fatih Hoca!.. Masum değiliz hiçbirimiz Sayın Fatih Terim!.. Bu yazıyı bir açık mektup olarak da kabul edebilirsiniz. Zarfsız ve pulsuz bir mektup olduğu için belki okumayabilirsiniz! Öyle ya, iadeli taahhütlü de değil nasılsa! Yani elinize ulaşmayabilir de!.. Belki mektubun altındaki imzaya göre de tavır belirleyebilirsiniz. Hani ünlü, ünsüz olayı! Harf misali!.. Olsun. Biz yine de yazalım. Çünkü işimiz bu. Bunun için patronumuz bizlere para ödüyor. Geçen hafta yaptığınız basın toplantısını büyük bir dikkatle takip ettim, söylediklerinizi inceledim, satır aralarında derin manalar (!) aradım. Ama bulamadım. Herşeyden önce hala öfkeliydiniz. Kırgındınız. Kendinizi anlaşılamamış, ihanete uğramış gibi hissediyordunuz. Yaptıklarınızın, yapılanların doğru olduğuna inanıyordunuz. Ekibinize sahip çıkma dürtüsüyle yapılan yanlışları dahi “onurlu bir iş” olarak görüyordunuz. Halet-i ruhiyeniz ve söyleminiz bir lidere yakışacak cinsten değildi. Oysa, lideri lider yapan özelliklerden biri kriz anında soğukkanlı, sağduyulu olmaksa, diğeri de özeleştiri mekanizmasını işletebilmektir. Kendisinin ve ekibinin yaptığı hataları kabul etmektir. Eleştirileri bir saldırı olarak değil de, yol gösterme olarak görebilmektir. Günlerce bekledikten sonra düzenlediğiniz basın toplantısı bu kadar sığ olmamalıydı. Memleketliyi canından bezdiren taşra politikacıları gibi başarısızlık halinde suçu sadece basına yüklemek size yakışmadı. Kabul. Dünya Kupası’nı bile kaldırsanız, sizi asla benimseyemeyecek, kabullenemeyecek medya mensupları, kalem erbabları mevcut. Kimi, Adana’nın kaldırımlarından geldiğiniz, İstanbul-İzmir entelijansiyasına ait olmadığınız için, kimi tuttuğunuz renklerinizden dolayı, kimi de ideolojik nedenlerle bir “Fatih Terim Sendromu” yaşıyor. Sizden nefret ediyorlar. Her fırsatta size vuruyorlar. Üstelik belden aşağı... Gelişiminizi, başarınızı hazmedemiyorlar. Ama bütün basın öyle değil ki Fatih Hoca!.. Bunu siz de biliyorsunuz. Spor basınının çok büyük bir bölümü hala sizin arkanızda. Size inanıyor, güveniyor. Sizi seviyor, duruşunuzu, dürüstlüğünüzü, Türk futboluna verdiğiniz emekleri takdir ediyor. Ben de öyle... Evet. İsviçre maçları sürecinde basının da hataları oldu elbette... Sorumlu yayıncılık ilkesinden uzaklaşan bazı basın-yayın organları, salt tiraj-rating uğruna yangına körükle gitti. Ortamı gerdi. Tıpkı sizin gibi... Ancak başta mensubu olduğum medya grubu olmak üzere sağduyulu yayınlar yapanlar çoğunluktaydı. “Basın yargısız infaz yaptı” diyerek ve genelleyerek düzgün yayıncılık yapanlara haksızlık ettiniz. Doğru ve objektif habercilik ilkesiyle hareket edenleri, ülkemizi FIFA’ya ihbar etmekle suçladınız. Belli odaklara hedef gösterdiniz. Görevi haber yapmak olan muhabirleri, “Benden uzak durun” şeklinde azarlayarak yanınızdan kovdunuz. Sorarım size Fatih Hoca... Deplasmandaki maçın kadrosunu, taktiğini basın mı belirledi? İstanbul’da ümitlerimizi bitiren penaltıyı basın mı yaptı? Şükrü Saraçoğlu’nda İsviçreli futbolculara basın mı çelme taktı, tekme attı? Koridorlara siyah elbiseli adamları basın mı soktu? Rakibin soyunma odasının kapısına basın mı dayandı? Futbolcuları basın mı bir terminatöre dönüştürdü? Mehmet Özdilek’i basın mı özünden uzaklaştırdı? Bütün bu soruların cevabı belli. Lakin, basın bir konuda gerçekten hata yapıyor. Conrad’da yapılan toplantıda hangi kararların alındığını sormamakla... Sahi, Conrad’da neler planladınız, nasıl bir yol haritası belirlediniz Fatih Hocam!.. Bir zahmet anlatır mısınız? Şeffaflık adına!.. Sonra, başardığınız da “ben ve ekibim” diyorsunuz da, başaramadığınız da neden suçlu hakemler ya da basın veya başkaları oluyor? Tipik bir narsistik tavır değil mi bu? Eğer ortada organize bir suç varsa -ki öyle- hepimiz suçluyuz. Siz de, biz de, onlar da... Federasyon da, teknik ekip de, futbolcular da, basın da... Kimimizin suçu ağır, kimimizin hafif olabilir. Kimi azmettirici, kimi tetikçi, kimi refakatçi, kimi seyirci olarak, kimi de göz yumarak suça ortak olur. Ve bedelini ona göre öder. Kimse akla kara değil. Hepimiz grinin tonlarıyız. Kimimiz açık, kimimiz koyu... Bu oyunda masum değiliz hiçbirimiz Fatih Hoca!.. Kalın sağlıcakla... İmza Hamit Turhan Size bir özür borçluyuz... Aslında siz-biz ayrımı yapmak da yanlış. Lakin, yaşam standartlarımız bizi bu ayrıma itiyor. Belki, biz engelsizler Tanrı’nın daha sevgili kullarıyız! En azından şimdilik! Sizi anlayabileceğimizi sanmıyorum. İnsan sahip olduğu bir şeyi kaybetmeden, kaybedenleri anlayamaz ki... Neler hissetiğinizi, ne acılar çektiğinizi, ne zorluklarla karşı karşıya olduğunuzu kendimizi sizin yerinize koyarak ne kadar anlayabiliriz ki?.. Sakın size acığıdımı düşünmeyin. Sizi bir birey yerine koymayarak bir insanlık suçu işlediğimizi anlatmaya çalışıyorum sadece. Günlük hayatınızı kolaylaştıracak, sizi yaşamın içine çekecek düzenlemeleri yapmadığımız için görev kusuru işlediğimizi dile getirme çabası içindeyim. Bu bir günah çıkarma değil. Sekiz küsur milyon insanını yok sayan, evlerine hapseden bir ülkenin engelsiz bireyi olarak utanç duyuyorum. Her yıl 3 Aralık Özürlüler Günü nedeniyle sizin için göstermelik törenler düzenleyip sonra da unutan bir zihniyeti de lanetliyorum. Ve sizden özür diliyorum. En azından kendi adıma..

0 YORUM