Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

23 Temmuz 2017 Pazar
Arka Bahçe

Benim için hayatın vazgeçilmez parçalarından biri olan, hatta gençlik yıllarımda büyük bir tutkuya dönüşen futbolla ilk tanıştığımda henüz sekiz yaşındaydım.

12 Ekim 2005, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Yara!!! O zamanlar bir futbol semti olan Rami’nin terkedilmiş kışlasının içindeki toprak sahaya adım attığımda, bir futbolcu adayı değil, okul harçlığını çıkarmaya çalışan küçük bir su satıcısıydım. Saha kenarında benim gibi ekmeğini sudan çıkarmaya çalışan onlarca yoksul çocukla birlikte devre arasının olmasını sabırsızlıkla beklerdik. Hakemin düdüğüyle birlikte sahaya dalar ve birbirimizle amansız bir yarışa girerek futbolcuların önüne seğirtirdik: Abi benden al, abi benden al!.. Şanslı olanlar futbolcu abilerin ellerine su döker, yüzlerini yıkamalarını ve serinlemelerini sağlardı. Ardından da maçın sonunu beklerdi, sattığı suyun parasını almak için... İyi abiler eksik ziyade parayı verirdi. Ama çoğu, ‘s..... lan’ çekerdi. Bazen hızını alamayan olur, bir tekme de bizlere atardı. Futbol topu misali! İlk işe çıktığım gün o meşum ifadeyi duymuştum, takımın en iyi futbolcusu olan o abiden... O gün, ekmek kavgamda ilk yaralandığım gündü. Sonra defalarca s..... çekildi bana, hem o futbolcu abiler, hem onlar gibiler, hem de hayat tarafından... Ve ben her seferinde yaralandım. Bir yaram kapanmadan, bir diğeri açıldı. Futbol sahasında yaşadığım bu travma, yaraladığı kadar, nasıl olmamam gerektiği konusunda beni eğitmişti, aynı zamanda... Adil olmayı, başkalarının hakkını yememeyi öğrenmiştim, hakkım yenilerek ve gururum incinerek... Bugün ne zaman haksızlığa uğramış bir insan görsem, o eski yaram bir inceden sızlayıverir. O mağdur kişinin hüzünlü yüzünde kendi mahzun çocukluğumu görürüm. Adaletin her geçen gün hayatımızın içinden çekilmesi, sayıları gün be gün artan zalimlerin pervasızlığı, toplumda mağdur insan sayısını o kadar arttırdı ki... Ruhlarımız açılan yeni ve sızlayan eski yaralarla lime lime oldu. Yaralı toplumun yaralı bireyleri olduk. Hakan Şükür’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği... Bugün yaralarımı sızlatan mağdur kişi ise, beni hayatın acımasız yüzüyle tanıştıran o futbolcuyla aynı mesleği yapıyor. Üstelik mesleğinin zirvesinde olan bir isim o... Bu ülkede yapılmayanları yapan, ilkleri gerçekleştiren, kırılmadık rekor bırakmayan, Edirne’yi geçmemizde başrolü oynayan, dünyanın her yerinde tanınan, bilinen, takdir gören Türk futbolunun gerçek bir fenomeni... Hakan Şükür. Onun Türk futboluna katkısını bu köşeye sığdırmanın imkanı yok. Koca bir ülke, onun ve arkadaşlarının Avrupa’yı silkelediği dönemde sokaklara döküldü. Onlarla gururlandık, onlarla onurlandık. Hakan Şükür’ün, ülkesine kattığı futbol değerlerinin yanına bugüne kadar hiç bir futbolcu yaklaşamadı, uzun yıllar da yaklaşacak gibi görünmüyor. Ancak ne var ki, böylesine görkemli bir kariyere sahip olmasına karşın, ne İsa’ya yaranabiliyor, ne de Musa’ya... Başka bir ülkede olsa baştacı edilecek olan Şükür, kendi ülkesinde yerden yere vuruluyor. Yaptığı en küçük hata, onu yıpratmak için misliyle geri dönüyor. Onun varlığına tahammül bile edilemiyor. Kimi dini inancı, kimi, kişiliği, kimi ait olduğu renkleri, kimi de kıskançlığı nedeniyle onu hedef alıyor. Bu ülkeye verdiklerinin, aldıklarından bir kaç misli fazla olması kimsenin umurunda bile olmuyor. Onun harcadığı emeğe, akıttığı tere göz göre göre saygısızlık yapılıyor, haksızlığa, hakarete uğruyor. Üstelik bırakın ülkesini, kendine bile faydası olmayan bir güruh tarafından... Son olarak, cezası nedeniyle milli takıma alınmayan Hakan Şükür’ün yerine forma şansı bulan Halil Altıntop’un, Almanya karşısındaki başarılı futbolu üzerine, ulemanın biri şöyle buyurmuş: Halil, Hakan’ı bitirdi! Hangi lobinin gücüyle elde ettiği belli olmayan köşesinde, zaman zaman futbola bulaşan ve kendini Fenerbahçe’nin haklarını savunmakla yükümlü gören bu kerameti kendinden menkul yazar, aklı sıra iki futbolcuyu karşıya getirerek hem Hakan’ı, hem de Galatasaray’ı yıpratacak. Bu kişinin, kişi olarak hiç bir değeri, anlamı yok benim için. Ama o, bu ülkede köşe başlarını tutan bir zihniyetin temsilcisi. Her daim haktan, hukuktan, adaletten bahsedip de, en büyük haksızlıkları, ihtirasları ve çıkarları uğruna kendileri yapan, halkı, halka malolmuş insanları aşağılayan çarpık bir zihniyetin... Kendilerini Fransız entelijansiyasının Türkiye’deki muadili olarak gören ve sırf bu nedenle halkın içinden çıkan Hakan Şükür’ü bitirmeye çalışırken, aslında kendi kendilerini bitirdiklerinin dahi farkında olmayan zavallı bir zihniyetin... Bunların Hakan Şükür vb. yaptığı haksızlıklar beni daima yaralar. Ama ben yaralı halimle bile bunların karşısında dimdik durmayı öğrenmişimdir hayattan... Ve dururum da... Hakan Şükür de durmalı...