Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

23 Mayıs 2017 Salı
Arka Bahçe

<b>Taktik oku Fatih, Taktik oku!..</b> Sadece Taktik okuma, FANATİK de oku, Fotomaç da oku. Velhasıl, ne kadar spor gazetesi ve spor sayfası varsa, hepsini oku. Bilirsin, Tanrı&#8217;nın ilk emri de &#8220;oku&#8221; dur. Kutsal kitabımız da, okumayı emreden ayetle başlar.

22 Haziran 2005, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Çünkü okumak; öğrenmektir... Öğrenmek; bilmektir... Bilmek; sevmektir... Sevmek; yaşamaktır... Yaşamak; varolmaktır... Varolmak; avucunun içinden bir kum tanesi gibi her an kayması muhtemel hayatına anlam katmaktır. Varolmak; giderken, kayan bir kuyrukluyıldız gibi geride iz bırakmaktır... Varolmak; toplumun belleğinde, ülkenin tarihinde, genç nesillerin hayallerinde iz bırakmak, geçmişe, bugüne çentik atmak, geleceği yenibaştan kurmaktır... O nedenle okumalısın. Varolmak için okumalısın. Olmaktan, varolmaya geçmek için okumalısın... Kendini bilgiyle donatmalısın. Bilgi; aynı zamanda güçtür, inançtır, iradedir, azimdir, acıdır, sevinçtir, hüzündür... Bilgi; kendin olmaktır. Bilgi; kendini tanımak, bilmektir... Bilgi; insanı, doğayı, eşyayı, dünyayı doğru algılayabilmektir. Bilgiden korkmamalısın, kaçmamalısın... Bilakis, bilgiyi kucaklamalısın... Ve okumamakla övünmemelisin... Spor gazetelerini okumadığını gururla (!) söylememelisin... Zira, seni sen yapan faktörlerden biri de spor medyasıdır. Biz hepimiz, bu oyunun birer parçasıyız. Birbirimize görünmez bağlarla bağlıyız. Sen olmasan, spor medyasının, spor medyası olmasa senin bir önemin kalmaz. Okumalısın; ki, bunları da öğrenebilesin... Okumalısın; ki, seni, futbolunu, gollerini, özlemlerini, düşlerini, hayallerini, hedeflerini, gururla, aşkla, şevkle yazan basın emekçilerini aşağılamamayı da öğrenebilesin... Okumalısın; ki, gol kralı olmakla, herşey olunamayacağını da öğrenebilesin... Okumalısın ve kendine gelmelisin... Ve haddini bilmelisin... Gençliğim eyvah!.. “Ağaç yaşken eğilir” sözü, okuma yazmayı öğrendiğimiz anda beynimize nakşedilen en veciz ifadelerden biridir. İnsanoğlu, çocukluğunda öğrendiği, kavradığı değerlere göre yol haritasını çizer. Nasıl bir birey olacağımız, çocukluğumuzda, ergenliğimizde, hatta gençliğimizde geçeceğimiz sırat köprülerine bağlıdır. O köprüleri geçebilecek bilgi ve değerliklerle donandığımız takdirde, kendine, ait olduğu topluma ve insanlığa faydalı bir yetişkin olarak yaşamımızı sürdürürüz. Geçemediğimiz takdirde ise, yeryüzündeki varlığımız boş bir silüet olmaktan ileriye geçmez. Dünya Şampiyonası’nda mücadele veren 20 Yaşaltı Milli Takımımız’ın Ukrayna karşısında içinde düştüğü durumu görünce, gelecek adına endişelenmemek elde değil. Bu çocukların önemli bir bölümü, önümüzdeki yıllarda A Milli Takımı ve liglerimizi forse edecek. İsimlerini sık sık duyacağız. Başarılarıyla övüneceğiz, başarısızlıklarıyla kahrolacağız. Ancak ne var ki, onları sadece futbolcu olabilecek değerlerle donatmışız. Sportif kültürü, kazanma arzusunu aşılayamamışız. Çünkü, 50 dakika 10 kişi oynayan rakipleri karşısında kazanmayı, kazanarak, gönül rahatlığıyla, hiç bir hesaba kitaba bakmaksızın bir üst tura çıkmayı hedeflemediler, hedefleyemediler. Yıllar önce Galatasaray - Strum Graz, bu sezon da son hafta oynanan Kayserispor - Ankaraspor maçlarındaki gibi kendi sahalarında top çevirdiler. Al gülüm, ver gülüm... Alan razı, satan razı... Nasıl olsa bu şekilde, büyük bir aksilik olmazsa iki takım da tur atlayacaktı. Nitekim atladı da... “Amaca giden her yol mübahtır” zihniyeti bir kez daha yeşil sahada tezahür etti. Üstelik, geleceğimiz olan gençlerde... Yani, değişen bir şey yok. Değiştiren de yok... Değişmesini isteyen de...