Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

25 Mayıs 2017 Perşembe
Arka Bahçe

ABD’li dahi yönetmen Steven Spielberg’in 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi katliamından kurtulan 1100 yahudinin öyküsünü anlattığı Schindler’in Listesi filminin sinema tarihine geçen final sahnesi, izleyenleri gözyaşlarına boğacak kadar etkileyicidir.

26 Mayıs 2005, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Bir yaka iğnesi bir can eder mi? Fabrikasında çalıştırdığı yahudi esirleri gaz odalarına göndermemek için bütün servetini harcayan Oskar Schindler (Liam Neeson), kurtardığı insanlarla vedalaşmak üzeredir. İnsanlık tarihinin en utanç verici katliamından kurtulmayı başaran esirler, kurtarıcılarının etrafında hâle oluşturur. Ona saygı ve minnet dolu, buğulu gözlerle bakarlar. Onu kucaklamak için sıraya girerler. Fabrikasında muhabesebe müdürü olarak çalıştırdığı ve kurtaracağı insanların listesini birlikte yaptığı İtzhak (Ben Kingsley), kısa bir teşekkür konuşması yapar. Bunun üzerine Schindler, “Ben ne yaptım ki” der ve kendisini götürecek olan arabasına yönelerek: “Boşa harcanan o kadar para var ki... Mesela; bu araba en az 10 insan ederdi.” Ardından elini ceketinin yakasına götürür ve yaka iğnesini çıkarıp avucunun içine alarak insanı sarsacak şu cümleyi sarfeder: “Bu iğne de, bir insan ederdi...” Bu, Schindler’in son cümlesi olur. Film boyunca karşılaştığı onca korkunç manzaraya karşı hiç bir tepki vermeyen, adeta bir sfenks gibi olanları izleyen Oskar Schindler, birden kendini paralarcasına sarsıla sarsıla ağlamaya başlar. Onu teselli etmek ise, ölümden kurtardığı yahudi esirlere düşer. 2. Dünya Savaşı, insanın insanlıktan çıktığı, tarihin en karanlık sayfalarından biridir. Bir delinin hezeyanı, yeryüzünü kana bulamış ve milyonlarca insanın ölümüne, milyonlarcasının da sakat kalmasına neden olmuştur. Ve tabii, tarifi ve telafisi imkansız acılara da... İnsan hayatının bu kadar ucuzladığı, ilk çağlarda dahi görülmemişti. Uygar Batı’nın, bundan 60 yıl önce birbirinin boğazına sarıldığı o vahşet arenasında çok şükür biz yoktuk. Uzaktan seyrettik. Yaşadıklarından ders alan Avrupa, bir daha böylesi acıların yaşanmaması için demokrasi ve insan hakları ekseninde bir düzen kurmaya çalışıyor. Biz de onların medeniyet trenine binmek için kapılarında yatıyoruz. Ancak bunu yaparken, uygarlaşacağımız yerde, onların terkettiği alışkanlıkları yaşam biçimi haline getiriyoruz. Onların dibe vurduğu 1939-1945’te, Oskar Schindler bir yaka iğnesine bir insanın hayatını satın alabiliyordu. Bizde ise artık bir insanın yaşamı, bir yaka iğnesi kadar bile etmiyor. Bugünün Türkiyesi’nde insan hayatının karşılığında koca bir “hiç” yazıyor. Bir hiç uğruna can almaktan çekinmeyen canilerin ülkesi haline geldik. Sokaklar psikopat kaynıyor. Her an bir masumun canını almak için ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyorlar. Ölümün nereden ve kimden geleceğini kestiremiyoruz. O kadar savunmasız, o kadar aciz duruma düştük ki, ufukta bir Schindler’imiz de gözükmüyor. Kapkaççısı, gaspçısı, hapçısı, tinercisi; onların baronları, patronları, polisin gözünün içine baka baka can yakıyor. Adam düğün yapıyor, silahla yanındakini vuruyor. Aklınca eğleniyor! Bir diğeri, takımı kupa aldığı için kendini sokağa atıyor, ter ter tepiniyor, ağzından salyalar saçarak bağırıyor, çağırıyor. Bu da kesmiyor, silahını çekiyor, sağa sola ateş ediyor; balkonlardan çocuk cesetleri düşüyor. Bir başka alçak da, rakip takımın pencere kenarına asılı bayrağını görüyor ve o bayrağa ateş açıyor. Bayrağın arkasındaki çocuğu gözünden vuruyor. Sonra da gaza basıp gidiyor. Arkasına bile bakmadan... Bu güruh; sokaklarda, statlarda, salonlarda, caddelerde, eğlence mekanlarında... Her yerde... Hayatımızın tam orta yerinde... Bizi teslim almış, bir köşeye sıkıştırmış durumda... Bu ülkeyi AB’ye sokma iddiasında olanlar da, bütün bu olan biteni seyrediyor. Türbandı, din devletiydi, laiklikti gibi sanal gündemlerle toplum katmanlarını birbirine düşman ediyor. En kutsal hak olan, insanın yaşama hakkının böylesine gaspedildiği bir düzenle din devleti olsan ne yazar, laik devlet olsan ne yazar. Çağdaş uygarlık düzeyini yakalayamadıktan sonra... Hagi’nin arkasından teneke bağlayanlar! Fenerbahçe’ye kaybedilen maç ve dolayısıyla yitip giden şampiyonluk sonrası bir gazetemiz, “Hagi şutlandı” şeklinde manşet atmış. Aslında toplum olarak bugün içinde bulunduğumuz sorunların temelinde de, hayatımıza egemen olan bu vahşi ve acımasız dil yatıyor. Sözkonusu gazetenin şutladığı (!) Hagi, bu ülkenin gelmiş geçmiş en iyi yabancı futbolcusudur. Beş yıl boyunca yalnız Galatasaray’a değil, ülke futboluna da büyük hizmetleri geçmiş, büyük bir sporcudur. Bu ülkenin tarihi boyunca gördüğü en büyük futbol zaferinin baş mimarlarından biridir. Futboluna, oyun zekasına, taraflı - tarafsız herkesin şapka çıkardığı, gönüllerde taht kurmuş bir yeşil saha sihirbazıdır. Gençlerin, çocukların idolüdür. Adını altın harflerle futbol tarihimize yazdırmıştır. Gelgelelim, aynı Hagi teknik direktörlüğünde bugün itibariyle futbolculuğu kadar başarılı olamamıştır. Normaldir. Hayat, inişlerden, çıkışlardan, gel - gitlerden ibarettir. Dün başarılı olan, bugün başarısız olabilir. Lakin, aslolan saygıdır. Başarılı olduğu zaman nasıl alkışlıyorsak, başarısızlığında da o kadar saygı duymalıyız. Hagi de bu saygıyı hakeden, başlıca spor fenomenlerimizden biridir. Zamanında onun futboluyla, başarısıyla tiraj ve reyting yapanların, başarısızlığında bu kadar zalim olmaya hakları yoktur. Bu dünya, etme bulma dünyasıdır. Bir gün birileri de onlara karşı zalim olur...