Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

22 Ocak 2017 Pazar
Arka Bahçe

Duydum ki, hemen her sıklette Türk sporcularının mücadele vereceği finalleri izlemek için gittiğin Ahmet Cömert Boks Turnuvası’nda büyüklerimiz (!) yüzüne bakmamış, görevliler de seni protokol tribününe almamış. Sen de seyircilerin arasına giderek onlarla birlikte takip etmişsin turnuvayı. Sana yaptıkları bu muameleye çok içerlemişsin, çok üzülmüşsün ve bundan böyle bu tür organizasyonlara gitmeme kararı almışsın.

27 Nisan 2005, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Hamza!.. Şampiyon olma, vekil ol! İlahi Hamza!.. Sen hâlâ nasıl bir ülkede yaşadığının farkında değil misin? Bu ülkede şampiyon olmanın faturasını daha önce defalarca ödediğin, başkalarının da ödediğini bildiğin halde, şaşırmanın, üzülmenin bir manası var mı? Daha dün, senin yerine şikeci bir Mısırlı’yı getirmeye kalkmadılar mı? Belki hâlâ da getirmeye çalışmıyorlar mı? Sonra şampiyonluk dediğin nedir ki? Sabun köpüğü gibi! Bir varsın, bir yoksun! Böyle geçici (!) işlerle iştigal edeceğine şöyle kalıcı (!) bir şeylerle meşgul olsan daha iyi değil miydi? Mesela politikacı filan olsaydın... İlgi, alaka, itibar, dalkavukluk... Hepsi senin içindi... Hiç bir şey yapmasan da... Hatta ülkene ihanet etsen de!.. Ülkenin neresinde ne kadar protokol tribünü varsa, başköşeye sen oturtulurdun. Bütün protokol tribünleri senindi... Bak görürdün o zaman nasıl sana itibar gösteriyorlar. O seni protokolden saymayanlar, o zaman nasıl senin ayaklarına pas pas oluyorlar. “Sayın efendimiz”, “Sayın bilmem ne” diye nasıl etrafında fır fır dönüyorlar. İşte o zaman görürdün. Eğer bir şampiyon değil de, bir vekil olsaydın!.. Yanlış yolda, yanlış istikamettesin Hamza! Bir partiye kapı kulu olup, kısa yoldan şanı, şöhreti, makamı, mevkiiyi kapmak varken, sen kalkmış hala minderlerde kendini helak ediyorsun. Her gün 6 saat ölümüne antrenman yapıyorsun. Aylarca kamplarda sevdiklerinden, dostlarından uzak, esir hayatı yaşıyorsun. Ne gençliğini yaşayabiliyorsun, ne de bir sevgiliyle elele dolaşabiliyorsun. Değer mi bütün bunlar, bir madalya için! Bazılarının bir teneke parçası kadar kıymet vermediği bir madalya için!.. Değer mi, bütün bunlar?.. Makam aracı, özel şoförü, lojmanı, devletin sınırsız imkanları emrine sunulan bir vekil olmak varken, sen kalkmış şampiyon oluyorsun! Sonra da hayıflanıyorsun, “Beni neden protokol tribününe almıyorlar, bir şampiyona verilen değer bu mudur” diye... Evet budur, bir şampiyona verilen değer... Budur Hamza kardeşim... Ama şunu sen çok iyi biliyorsun ki, mayası acılarla yoğrulmuş bu halk, kimin ve neyin ne olduğunu çok iyi biliyor. O nedenle tarih Hamza Yerlikaya’yı yazacak, onu görmezden gelmeye, adını silmeye çalışanları ise bir tuvalet kağıdı gibi çöp sepetine atacaktır. Bu, böyle biline... Küfürlü bir öykü! Vaktiyle, lige fırtına gibi girip ilk 6 haftada topladığı puanlarla liderlik koltuğuna oturan bir Anadolu kulübümüzün başarısının sırrını araştırmak için genç bir muhabir servis müdürü tarafından görevlendirilir. Muhabir, kendisi gibi genç bir foto muhabiriyle birlikte sözkonusu kulübümüzün tesislerine gider. Henüz yüzde sekseni tamamlanmış olan tesisleri görünce muhabirin gözleri faltaşı gibi açılır. Başarının altında yatan temel etkenin bu olduğunu düşünür. Önce kulüp yöneticileriyle görüşür, ardından da teknik heyetle... Sıra futbolculara gelmiştir. Önce takımın en golcüsü olan gurbetçi forvet oyuncusuna gider ve röportaj yapmaya başlar. Ondan sonra sıra takım kaptanına gelecektir. Golcü oyuncuyla röportaj yapılırken, kaptan da yavaş yavaş yanlarına gelmektedir. Tam da o sırada foto muhabirinin telefonu çalar ve milli takım kadrosunun açıklandığı haberi gelir. Kaptan merakla sorar: - Bizden kimseyi almış mı? Hayır cevabını aldığında ise, omuzundaki eşofmanı yere atar ve tekmeler. Bir yandan da ağzından adeta köpükler saçarak, milli takım teknik direktörüne ağır küfürler savurur. Muhabir ile fotomuhabiri, duydukları küfürler karşısında adeta donakalır. Bu sırada röportaj teybi de açıktır. Muhabir kaptanı çağırır ve teybi dinletir. Kaptan birden telaşlanır ve: - Abi ne olur bu küfürleri sil, der. Muhabir de siler. Ancak ne var ki, küfürleri teypten silen muhabir, hafızasından silmeyi bir türlü başaramaz. Ve bir gün o Anadolu takımının kaptanı Üç Büyükler’den birine transfer olduğunda o küfürleri yeniden hatırlamak zorunda kalır. Çünkü kaptanın yeni adresi olan o İstanbul takımının başında, zamanında galiz küfürler savurduğu teknik direktör vardır. Sonradan o büyük kulübümüzün de kaptanlığına yükselecek olan futbolcunun yeni teknik direktörü hakkında gazetelere verdiği ilk demeç ise muhabire şaşkınlıktan küçük dilini yutturur: “Onunla birlikte çalışacağım için çok mutluyum. Çünkü onun karizmasına hayranım!” Not: Bu olay ayniyle vakidir.