ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM




Daha iyi bir görüntü için telefon çevirin!

YAZARLAR

Arka Bahçe

03.03.2005

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük teknik direktörlerinden biri olan Fatih Terim, Galatasaray’ın hüsranla kapadığı bir sezonu anlatan “Eski Açık Sarı Desene” isimli belgesel filmde, futbol oyunuyla ilgili şöyle bir özeleştiri yapıyor: “Bazı şeyleri çok mu abartıyoruz? Çok mu önemsiyoruz? Çok mu kaale alıyoruz? Neden futbolu bir savaş haline getiriyoruz? Bunu hep düşünürüm.”

Ömrünüz kaç ömre bedel? Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük teknik direktörlerinden biri olan Fatih Terim, Galatasaray’ın hüsranla kapadığı bir sezonu anlatan “Eski Açık Sarı Desene” isimli belgesel filmde, futbol oyunuyla ilgili şöyle bir özeleştiri yapıyor: “Bazı şeyleri çok mu abartıyoruz? Çok mu önemsiyoruz? Çok mu kaale alıyoruz? Neden futbolu bir savaş haline getiriyoruz? Bunu hep düşünürüm.” Ekmeğini, şöhretini, servetini, kısaca herşeyini futbola borçlu olan bir insana bu soruları sordurtan nedenleri düşünmenin, hatırlamanın, hatırlatmanın bugün tam zamanıdır aslında... Elbirliğiyle katlettiğimiz, çürümüş bir cesede çevirdiğimiz futbolun, hayatımızı daha fazla zehirlemesine fırsat vermeden... Futbolu masaya yatırmalıyız, bizlere ne kattığını, bizlerden neler aldığını sorgulamalıyız. Futbolu neden bu kadar önemsediğimizi, hayat-memat meselesi yaptığımızı, niçin yaşamın bir parçası değil de, ta kendisi olarak algıladığımızı, basit bir oyunu nasıl canavara çevirdiğimizi sormalıyız, kendimize, birbirimize... Uygar dünya futbolla eğlenirken, neden biz bu oyunun içinde helâk olup gidiyoruz? Bu öfke, bu gözüdönmüşlük, bu kendinden geçmişlik, bu cinnet, bu travma, bu düşmanlık, neden? Bu dünyada bir nefeslik yer bulabilmişsek, bunun tadını çıkarmak, ömrümüzün her anını dolu dolu yaşamak yerine, bir oyun yüzünden neden hayatı kendimize zehir ediyoruz? Bize bahşedilen bu ömrü, niçin bu kadar hoyratça harcıyoruz, içini manasız çekişmelerle dolduruyoruz? Bir ömrümüz varsa ve yeterince uzunsa, bundan haz almak yerine, dünyayı kendimize zindan etmenin anlamı nedir? Hiç düşündünüz mü, ömrünüzde kaç ömür var? Bir görünüp, bir kaybolanları, bu dünyaya teğet geçenleri gözönüne aldığımızda, aslında uzun bir hayat bahşedildiği için kendimizi şanslı hissetmemiz ve ona göre yaşantımıza anlam katmamız gerekmiyor mu? Ömrümüz kaç ömre bedel? Kaç ömürlük hayat yaşıyoruz? Bir mi, bir kaç mı, bir çok mu? Yoksa onlarca, yüzlerce, binlerce mi? Yaşamının baharında Güneydoğu bataklığında şehit düşen gençleri ömrümüze katarsak, kaç ömür yaşamış oluruz? Ya da bu dünyada bir kaç gün kalıp giden bebeleri, heder ettiğimiz çocukları... Veya bir günlük ömrü olan kelebekleri, bir kaç saat yaşayan su sineklerini... Aslında bir ömürde kaç ömür barındırmış oluyoruz? Bizim yerimizde olmak için herşeyini feda etmeye hazır bunca canlı varlık varken, neden elimizdeki cevherin kıymetini bilmiyoruz da, bir futbol oyunu için birbirimizin gözünü oyuyoruz? Bir ömrümüz var, bir kaç ömre bedel... O ömrü boşa harcamayalım. Lütfen!.. Zaman Gazetesi’nin ayıbı Tiraj bakımından ülkenin önde gelen gazetelerinden Zaman, bir kaç yıldır yılın sporcularını, spor adamlarını, olaylarını seçiyor. Geçtiğimiz günlerde 2004 yılının en başarılılarını açıkladılar ve Lütfi Kırdar’da düzenlenen görkemli bir törenle ödüllerini verdiler. Seçime Fenerbahçe damgasını vurdu. Aralarında Atagün Yalçınkaya, Taner Sağır, Şeref Eroğlu gibi isimlerin olduğu diğer branşlardaki bazı sporcular da ödüle layık görüldü. Hatta, “dünyada yılın sporcusu” seçilen Mısır’ın Olimpiyat Şampiyonu güreşçisi Karam İbrahim de geceye getirildi. Bütün bunlara kimsenin itirazı olamaz. Ancak, Paralimpik Oyunları’nda Türkiye’ye ilk altın madalyayı kazandıran engelli atıcı Korhan Yamaç’ın hatırlanmaması, yapılan seçime leke sürdü. Seçimi yapan Zaman okurları... Fakat asıl sorumlu Yamaç’ı aday dahi göstermeyenlerdir. Neden aday gösterilmediğini bilemiyoruz tabii... Engelli sporu, spordan sayılmadığı için mi, yoksa milli sporcunun taşıdığı üniformaya karşı duyulan alerjiden mi? Bir açıklasalar da, biz de buradan okurlarımıza duyursak... Anadolu Ajansı’nın habercilik anlayışı! Anadolu Ajansı’nın iki gün önce servise verdiği haberi aşağıda aynen sunuyorum: “Türkiye Bisiklet Federasyonu’nca düzenlenen ‘Kulüplerarası Bisiklet Yol Yarışmaları’ Mersin’in Silifke İlçesi’nde yapıldı. Türkiye’nin değişik 20 ilinden gelen kulüplerden 45’i bayan 165 sporcunun katıldığı organizasyonda, genç erkekler 70, genç bayanlar 50, yıldız erkekler 50 ve yıldız bayanlar 40 kilometrelik parkurda yarıştı. Yarışmalar sonunda, dereceye girenlere ödüllerini ve madalyalarını Silifke kaymakamı Sefa Çetin, Belediye Başkanı Bayram Ali Öngel ve Emniyet Müdürü Ömer Özçelik verdi. Belediye Başkanı Öngel, bisiklet yarışmalarına ev sahipliği yaptıkları için mutlu olduklarını ifade etti.” Haber bu... Haber mi, yoksa kaymakamın, belediye başkanının, emniyet müdürünün basın bülteni mi, belli değil. Bir yarış yapılıyor ve bu yarışı kim kazanıyor, haberde yok. Ama kaymakamın, belediye başkanının, emniyet müdürünün isimleri, demeçleri var. Ehh... Bir ajans devlete bağlıysa, dolayısıyla siyasi iradenin hegemonyası altındaysa, yapacağı haber de bu kadar olur. Yarışları kim kazanmış, kimin umurunda!..

0 YORUM