Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

26 Temmuz 2017 Çarşamba
Arka Bahçe

İşadamanın biri, işçilerinin morallerini yüksek tutmak ve randımanlarını artırmak için fabrikasının yemekhanesine usta ressamların fırçasından çıkma son derece değerli tablolar asar. Ertesi gün büyük bir hevesle yemekhaneye gelir ve işçilerin tepkisini ölçmeye çalışır. Ancak gördükleri karşısında büyük bir düşkırıklığına uğrar. Zira, hiç kimse, asılan tablolara dönüp bakmıyordur bile. O paha biçilemeyen tablolar işçilerin umurunda değildir sanki... Tepkisiz, ilgisiz, yemeklerini yerler ve tezgahlarının başına dönerler.

24 Şubat 2005, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Değeri bilinmeyen başkan: Canaydın İşadamanın biri, işçilerinin morallerini yüksek tutmak ve randımanlarını artırmak için fabrikasının yemekhanesine usta ressamların fırçasından çıkma son derece değerli tablolar asar. Ertesi gün büyük bir hevesle yemekhaneye gelir ve işçilerin tepkisini ölçmeye çalışır. Ancak gördükleri karşısında büyük bir düşkırıklığına uğrar. Zira, hiç kimse, asılan tablolara dönüp bakmıyordur bile. O paha biçilemeyen tablolar işçilerin umurunda değildir sanki... Tepkisiz, ilgisiz, yemeklerini yerler ve tezgahlarının başına dönerler. İşadamı, “neyse, belki ilk gün diye, belki de yorgunluktan görmediler, daha sonra farkederler” diye düşünür ve bir kaç gün daha umutla gözlemini sürdürür. Ancak değişen bir şey yoktur. İşçiler, hiç bir şey yokmuş gibi umursamaz bir tavırla yemeklerini yer ve sonra tekrar işlerinin başına döner. İşadamı, sonunda girişiminin başarısız çıkmasından duyduğu üzüntüyle tabloları kaldırtır ve evine yollar. Ertesi gün yemekhahaneye uğradığında ise, şaşkınlıktan ağzı açık kalır sanatsever işadamının... Bütün işçiler boş duvarların önünde toplanmış, tabloları aramakta ve kim tarafından, neden kaldırıldığını sorgulamaktadır. Zira, tablolar, yalnız duvarlarda değil, işçilerin, ruhlarında da boşluk yaratmıştır. Bu öyküyü daha önce de bu köşede nakletmiştim, alçakça katledilen Gaffar Okkan’ın ardından... İkinci kez anlatma gereği duymamın nedeni ise, Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın. Hani, bazı kesimlerin, Okkan’ı katledenler kadar acımasızca saldırdığı, yoketmeye çalıştığı, kulüp tarihinin en başarısız başkanı olarak ilan ettiği, komplocu (!) Canaydın... Teşvik primi, şike ve doping skandallarının zehirli bir sarmaşık gibi bedenimize dolandığı şu günlerde, Özhan Canaydın’ı, aslında tam da şimdi hatırlama, hatırlatma zamanıdır. Çünkü Özhan Canaydın, yalnız Türk futbolunu değil, Türk sporunu çağdaş dünyaya taşıyacak Fair-Play anlayışının en büyük temsilcisidir. Onyıllardır üzerimize bir kabus gibi çöken ve bir türlü kalkmak bilmeyen alacakaranlık kuşağınının sonunu müjdeleyen bir tanyeridir, Özhan Canaydın... Aydınlık günlerin habercisidir, ışığıdır, enerji kaynağıdır, güneşidir, Özhan Canaydın... Uçsuz bucaksız okyanusun ortasında, çevresi köpekbalıklarıyla çevrili bir kazazede gibi hayatta kalmaya çalışan Türk futbolu için bir cankurtaran filikasıdır, Özhan Canaydın... Kazanmak için her yolu mübah sayan, bir kaç haksız puan daha alabilmek adına her türlü adiliğe başvuran, futbolcusunun, teknik direktörünün hakkını gaspeden, tehdit eden, döven, dövdürten, ne idüğü belirsiz, taşra kurnazı, mafyöz, bezirgan yönetici kalabalığının oluşturduğu bataklığın ortasında biten bir nilüfer çiçeğidir, Özhan Canaydın... O, hakarete uğramak, küfür yemek, acı çekmek, pahasına, batmış bir imparatorluğu yeniden ayağa kaldırmak için kolları sıvayan asil bir komutandır... O, ayaklar altında pas pas yapılmaya çalışılan camiasının onurunu kurtarmak için, kendisini sırtlanların önüne atan Sarı - Kırmızı bir fedakardır... O, her türlü hakaret karşısında bile sükunetini, efendiliğini bozmayan bir tevazuu timsalidir... O, kendi iş hayatını, servetini, ailesinin geleceğini dahi kulübü için riske atacak kadar bir Cim Bom aşığıdır... O, geçmişte başkalarının yaptığı hataların üzerine sünger çeken, kendi hatalarını da samimiyetle itiraf eden, özeleştiri yapan bir modern çağ soylusudur... O, bir bayraktır... O, bir şanstır... O, sessiz sedasız ruhumuza sızmış, içimize işlemiş paha biçilemeyen bir sanat eseridir... Değeri, ortadan kaybolduktan sonra anlaşılacak... Ne yazık ki... Minderde doğru adres: Macidov Güreş Federasyonu’nun yeni başkanı Recai Ustaoğlu, uzun bir beklemeden sonra yönetim kurulunu belirledi. Yönetimde, işadamından, bürokrata kadar bir çok isim var. Her birinin ne kadar faydalı olacağı özerklik kazanıldıktan sonra belli olacak. Özellikle de işadamı olanlarının... Yönetimini ilan eden Ustaoğlu, doğal olarak ilk halletmesi gereken konuya el attı ve milli takım antrenörlerini belirlemeye başladı. Grekoromende, devam edip etmeyeceği büyük merak konusu olan Azeri Kamandar Macidov’un görevde kalması kararlaştırıldı. Bu, Ustaoğlu Federasyonu’nun aldığı ilk ve en isabetli kararlardan biri. Zira Macidov, geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve geldiğinde, çalışmaya ve disipline dayalı sistemiyle grekoromen güreşe yeniden ivme kazandırmıştı. Dahası, bütün sporcular ondan memnun. Dünya güreşinde genç neslin en iyi temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Macidov, Pekin’e kadar şans verilmesi halinde yeni olimpiyat şampiyonları yetiştirebilir. Yeter ki, siyasi baskılara boyun eğilmesin, arkasında durulsun... Serbestte ise durum karışık görünüyor. Arayışlar sürüyor. Yeniden, Avrupa Şampiyonası öcesi göreve getirilen Hasan Apaev üstünde duruluyor. O dönem üç Avrupa Şampiyonu çıkaran Apaev’in, sadece bu nedenle başarılı olduğunu söylemek güç. Zira, çok kısa süre görevde kaldı. O olmasa da, Türkiye Ankara’da üç altın alırdı. Çünkü eline hazır bir takım verilmişti ve ev sahibiydik! Recai Ustaoğlu, serbestte de Macidov gibi isabetli karar verirse, önemli bir eşiği geçmiş olacak. Tabii, her iki stilde atayacağı yardımcılarda da aynı isabeti göstermesi koşuluyla... Bu konuda işinin daha zor olduğunu biliyorum. Çünkü işin içine Türk mantalitesi giriyor! İnce hesaplar, güç odakları, seçim vaatleri, ayak oyunları vs. Umarım altından kalkar...