Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

10 Aralık 2016 Cumartesi
Türkiye’de böyle, ama kader değil!

Spor nasıl insanların kişisel hesaplaşmalarını hallettiği bir enstrüman olabilir! Bir ülke nasıl bu kadar acımasız, sporu öldüren, futbolu gölgeleyen, yönetici-taraftar-hakem yetiştirebilir? Dünyanın hangi ülkesinde bir futbol müsabakasından sonra ilk konuşulan şey hep hakem olur, dünyanın hangi ülkesinde protokol tribününde insanlar birbirini yumruklar? Dünyanın hangi ülkesinde bir kulübün taraftarları kendilerini bugünlere taşıyan hocasına 8 yıl boyunca her maçta, maçtan sonra durmadan hakaret eder? Dünyanın hangi ülkesinde kulüp yöneticileri birbirinin, dolayısıyla kulübün kuyusunu kazar? Ortak akıl, ortak duygu üretmeyen yöneticiler nasıl aynı yönetimde olur? Türkiye’de...

12 Aralık 2006, Salı Yorum Yaz
A+ A-

Ankaragücü-Fenerbahçe maçı... Net bir penaltısı verilmeyen Fenerbahçe sezonun en iyi futbollarından birini oynadığı maçta renkdaşını yeniyor, ama protokoldeki olaylar maçın ve güzel futbolun önüne geçiyor... Önce, Fenerbahçe Kongre Üyesi Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın ‘küfür edildiği iddiasıyla’ protokoldeki yerini bırakıp başka bir yerlere gidiyor. Maçın sonuna doğru Mahmut Uslu’ya, “Bu iş burada bitmeyecek” dediği öğreniliyor. Yine aynı dakikalarda Aziz Yıldırım’ın yakın dostu olan Bülent İşcen, Ankaragücü Genel Menaceri Abdullah Aktuğ ile tartışıyor, iş yumruklaşma ile bitiyor. Protokol tribününde! Fenerbahçe üyesi Cemal Aydın maç sonunda verdiği demeçte hiç maçtan bahsetmeden, “Fenerbahçe yönetiminde şerefsizler var” diyor! Bülent İşcen, “Ben katil miyim? Ben Fenerbahçeliyim ve gururluyum” diyor. (İşcen’in ismi daha önce de Newcastle’da yöneticilerle yaşanan tartışmada geçmiş, tartışma başkanın çok sevdiği İlhan Ekşioğlu ve Rahmi Eyüboğlu’nun ‘işlerinin yoğunluğu’ sebebiyle istifasıyla son bulmuştu. O başka bir konu...) * * * Başından beri 5149 sayılı yasanın tribünde şiddeti bitirmek açısından yeterli olmayacağını söylemiştik. Temsilci raporlarını okuyup inceleyen Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin ve çok iyi bir yasa hazırladıklarını söyleyen GSGM Genel Müdürü Mehmet Atalay, kendi kontrollerindeki protokol tribününde yaşanan olaylarla ilgili bir açıklama yapacaklardır. Kavgaya karışanlara 5149 sayılı yasa gereği bir şey yapıldı mı? Yapılmadıysa neden yapılmadı, yapıldıysa ne yapıldı? Tutuklanan, göz altına alınan, ifadesine başvurulan var mı? Yasayı uygulamayan kamu görevlileri suç işliyor diye kabul edebilir miyiz? Yasa, protokol tribününde dahi uygulanamıyorsa, şiddet biter mi, yöneticiler bizzat şiddeti davet ederken, tribünlerdeki şiddetin biteceğine inanabilir miyiz? Cevabı biliyoruz, ama yine de soruyoruz. Küfür ettiği ileri sürülen yönetici, kendisi açısından haklı sebeplerle yumruklaşan insanlar protokol tribününe ya da stadyumlara girebilecek mi? (Bu arada Fenerbahçe’yi senede 1 kez olsun görmek için stada gelen ve ellerinde biletleri tribüne giremeyen, neden sonra sahadan tribüne geçenler şiddete maruz kalmadı mı? Bu nasıl bir stadyum düzenidir? Bu düzensizliğin sorumlusu kimdir?) * * * Bütün hafta liseliler (liseciler) ile okullu olmayan Galatasaraylı yöneticilerin Gerets kavgasını işledi medya... Yönetimin oluşturulmasından bu kadar zaman geçmesine rağmen hâlâ teknik direktörü tartışıyor ve tartışıp bir fikir etrafında birleşmek yerine, tartışıp, ulaşılan noktada hiç geri adım atmıyorlar. Hocaya hem kamuoyunda hem takımda duyulan saygıyı azaltıyorlar elbirliğiyle. (Hoş hoca da, Song gibi, İliç gibi, Okan gibi sisteminin ve takımın omurgasını oluşturan oyuncuları oynatmayarak sanki gönderilmesine çanak tutacak kararlar veriyor ya, o da başka konu...) Gerets, Adnan Polat’la problemleri olduğunu açıkça ortaya koyarken, “Bir bira içer ya da bir kadeh şampanya, sorunları aşarız” diyor. Sorun ne, anlamıyoruz. Bir teknik adam yöneticisiyle niye tartışmalı olsun ki? Büyük ihtimalle yönetici takımın kadrosuna karışmaya çalışıyordur, hoca da karıştırmamaya... Bir yönetici, çalışanı tarafından alkollü bir barış yemeğine davet ediliyorsa, orada ancak yönetim boşluğundan bahsedilebilir... Ama hiç bir kulüp bu kadar sakız yaptırılmaz ki! * * * Trabzonspor Yönetimi’nde de durum farklı mı! İstanbullu ve Trabzonlu yöneticiler arasındaki görüş ayrılıklarının, uzlaşamamanın, bütünleşememenin acısını çekmiyor mu kulüp? Birbirleriyle zoraki selamlaşanlar, hoca-takım-taraftar üzerinde nasıl pozitif bir etki yaratabilir? 4 gün birlikte hareket ettiler, ligin en az yenilen takımını hem de farklı yendiler. Ama 4 günde sevgi oluşur, çağdaş yönetim ilkeleri yaşama geçer, herkes elele verip yürür mü Trabzon’da? * * * Son 2 senenin belki de en başarılı kulüp başkanı Levent Kızıl, Fenerbahçe-Bursaspor maçından sonra yaptığı ‘doğru’ açıklamaların devamını da önceki gece yaptı. Haklıydı... Kuddusi Müftüoğlu’nun maça atanması hataydı. Müftüoğlu, Kızıl’ın korkularını haklı çıkardı ve maça adını yazdırdı. Kızıl sahada Müftüoğlu’na, “Hesap vereceksiniz” demeseydi doğru olurdu, ama şenlik izleyemediğim Telegol’deymiş. Neredeyse tüm medyanın koruduğu Mustafa Çulcu, onca hatasına rağmen Müftüoğlu’nun, yanlarındaki adamdan (Cem Papila) iyi maç yönettiğini söylemiş. Adam korumak değil ki Çulcu’nun yaptığı, kendini bitirmek! * * * Denizli’de sözüm ona Denizlispor’a gönül vermiş taraftarlar, kendilerinin Süper Lig’de maç seyretmelerini sağlayan Yanal’a hakaret yağdırmaya devam ettiler. Yanal Ankaragücü’ndeyken de, Gençlerbirliği’ndeyken de böyleydi, şimdi de aynı... Denizlispor’dayken de böyleydiler. Yanal, Yusuf’u oynatırken, “Yusuf dışarı, Yanal istifa” diye bağırırlardı... Hiçbir zaman diğer kulüp taraftarları kadar sevmediler hocalarını... Yanal’a hiç gereği ve hiçbir hakları yokken bitmeyen nefretlerini kusmuşlar gene... Yanal’ın o takımıyla sadece lige çıkmamış, Ümit, Yusuf ve Bülent Akın’ın satışından 16-17 milyon dolar kazanmışlardı. O paraları çar çur edip, Denizli’yi borç batağında bırakan yöneticiler, Denizli’de yaşamaya ve el öptürmeye devam ediyorlar. Bu mu adalet...