Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

04 Aralık 2016 Pazar
Siyah ve beyaz!

Haftasonu güzelliklere ve çirkinliklere tanıklık ettik. Sami Yen ve Kadıköy’deki güzel futbol madalyonun bir yüzü, hakemlerin inanılmaz hataları ile şiddet olayları diğer yüzüydü

28 Şubat 2006, Salı Yorum Yaz
A+ A-

Hakkında kitap yazılabilecek 4 maç vardı haftasonunda. Birincisi derbi, ikincisi Galatasaray-V.Manisaspor, üçüncüsü Diyarbakırspor-Konyaspor ve sonuncusu Trabzonspor-Sivasspor... Derbi maçı şahaneydi. Hoş, Beşiktaş’ın seyircisi yoktu, hakem neredeyse taraf tuttu, defanslar affedilmez hatalar yaptı ama tempo vardı, pozisyon vardı, gol vardı. Daum’un frenlemesine rağmen liderliği kimseye kaptırmayan, kadrodaki yıldızların kriz anlarında ağırlıklarını koymasıyla son dakikalarda da olsa maçları kazanan Fenerbahçe iyi başladı. Üçü Türk, biri Kolombiyalı Beşiktaş defansının inanılmaz hatasıyla golü de yakaladı... Selçuk Dereli, Rüştü’nün Gökhan’a yaptığı faulü ve penaltıyı ve hatta Tuncay’ın Tümer’e yaptığı kartlık faulü atladı. Yine de Beşiktaş hiç kimsenin beklemediği kadar iyi oynadı. Tigana’nın iki hafta önce ‘maç seçiyor’ dediği Tümer, milli maçtan geç döndüğü ve disiplini bozduğu için cezalandırdığı Ahmed Hassan ikilisi sahadaydı. Bütün kariyerini kendisine ihanet etmekle geçirmiş Sergen Yalçın da... Fenerbahçe’nin en güçlü olduğu orta alanı kos helvaya çevirdiler. Forvetin etkisizliği yüzünden neticeye gidemediler. Sergen kariyeri boyunca yapmadığı bir şeyi de yaptı, rakibini 40 metre kovaladı! Beşiktaşlılar hakeme kızdılar, elleriyle kollarıyla hep birlikte hesap sordular! Beşiktaş’ın lehine kritik düdükleri çalamayan Dereli, yaptığı hataların farkında olacak ki başını öne eğdi, Siyah-Beyazlılar’ın isyanını sineye çekti. Beşiktaşlılar haklıyken duygularını kontrol edemediği için eksik kalabilirdi. Birisinin onları uyarması ve hatta sorması lazım: Haklıyken dahi hakeme böyle davranmayın ve sezon başından beri neredeydiniz? Yazılarımı okuyanlar bilirler, sezon başından bu yana şampiyonluktaki favorim Fenerbahçe. Daum’un sabit fikri, forma için rekabeti sağlayamaması takımı eritmeye, taraftarı hasta etmeye devam ediyor. Hala şampiyon olabilirler. Rakipleri analiz ederlerse, yıldızlar yürümekten vazgeçerse... Oynamadan, çalışmadan bu kadar oluyor... Galatasaray maçına geçelim. Şanslıydı Sarı-Kırmızılılar... Çek milli takımının dört yıldızı, İkinci ligde küme düşmekte olan Dardanel’den alınan Selçuk’u, Galatasaray’da forma bulamayan Arda’sı ile güçlenmiş V.Manisaspor karşısında ecel terleri döktüler. Maçı bazıları Ersun Yanal-Hakan Şükür karşılaşmasına çevirdiler. İkisi de kaybettiler. Ersun Yanal uzun vadede kazanır çünkü bu takım futbol oynuyor. Faulsüz, hilesiz, tertemiz... Hakan Şükür de kazanır, eğer kişisel hesaplaşmalardan vazgeçerse... Skor 2-2 iken kaleciyi de geçip şut atmak yerine takım arkadaşını topla kaleye sokabilirdi. O ise gol atmayı, hesabı kapatmayı tercih etti, olmadı... Şans Hakan’ın yanındaydı da Galatasaray kazandı. Yoksa o ‘muhteşem’ taraftar hiç emeklerine bakmaz Hasan’a yaptığının aynısını ona da yapardı! Hasan’a edilen küfürleri savunan mailler aldım, inanamadım. “Galatasaray bitiyor” demiştim, çürümenin bu kadar olduğunu tahmin etmemiştim. Sorun yalnızca parasal değil, daha da kötüsü var; “kültür”... Neyse, maçta şahane işler oldu... Volkan’ın olağanüstü güzellikteki vuruşu, Holosko’nun attığı ilk golde Zelenka, ikinci golde Arda’nın pasları futbol adına özlenen işlerdi... Ancak Sabri’nin Ümit abisini belki de krallıktan edecek golü kendi adına kaydettiren dokunuşundan sonra, “Ben atmadım, Ümit ağabey attı” demesi beni geçmişe gönderdi. Tanju, Metin Oktay’ın rekorunu kırarken Yusuf Altuntaş herkesi geçmiş topu çizgide tutup Tanju’yu beklemişti. O gol krala yakışmamış, herkes yadırgamıştı. Bazı arkadaşlar rekor kırdırır, bazıları dalar! O da kötüydü, bu da! Trabzonspor maçında da futbol yazmak zor... Hakemler dikkatli olmak zorunda! Yoksa insanlar dedikoduya başlayacak. Seçimi kazananı belirleyen kulübün takımı hakemlerden açık destek görüyor durumuna düşüyor. Trabzon da, federasyon da yara alacak, hakem camiasına azalmış olan güven tükenecek... Atilla’ya dirsek atan Djokaj’a kart yok, el ense ile Balili’yi yere yapıştıran Tayfun ve Fatih’e kart yok, rakibe net bir tekme atan Fatih’e kart yok, rakibin ayaklarına atlayan Ferhat’a da... Fatih Gökçe’nin kural bilgisinden şüphe edemeyeceğimize göre işin içinde başka bir iş var... Ya bu hakemlere maç vermesinler, ya da önümüzdeki hafta Sivaslı ya da bir başka takım futbolcusu aynı hareketleri yaptığında kart göstermesinler! Diyarbakır’a gelince... Yaklaşık 8 senedir süren “Diyarbakır’ın ligde takımı olmalı” anlayışının iflasıydı yaşananlar! Sahada olmayı kim ister ki o anda... Değil Konyalı, Diyarbakırlı futbolcuların yaşadığı da dramdı... Eğer o karar Danıştay’dan dönmese, stadyuma girmesi yasak olanlar maç saatinde karakolda beklese, olay çıkaranların bekleyebileceği sayıda karakol yoktur Diyarbakır’da... Hata ettiler... Muhtemelen 4 büyükleri ve diğer tüm rakipleri televizyondan izleyecekler. Kentin ekonomisi ve imajı bir kez daha zarar gördü... Takımda oynayacak futbolcu bulmakta zorlanacaklar. Ama bunun olacağı belliydi... Futbolla bir kentin kalkındığı, sosyal problemlerin çözüldüğü görülmemiş... Futbolla halletmektense, okulla, fabrikayla çözmek doğrusu. Bu sahaya giren, sopalarla rakip kovalayan, polisleri yaralayan insanların bir Süper Lig takımına layık olduğunu söylemenin imkanı var mı? Stadyumları futbolun bir eğlence olduğunu unutmayan insanların doldurması dileğiyle...