Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

11 Aralık 2016 Pazar
Servet farkı

Fenerbahçe koltuğu bir hafta sonra devraldı. Fark, Daum’un nihayet defans göbeğiyle oynaması, Servet’in kazanma duygusunun takıma yansıması ve gol atsa da santrforluğu beceremeyen Anelka’yı kenara almasından kaynaklandı

14 Mart 2006, Salı Yorum Yaz
A+ A-

Fenerbahçe çok iyi oynamadığı, ancak Alex’in olağanüstü golü ile kazandığı Galatasaray maçından sonra, Konyaspor önünde taraftarına en azından 45 dakikalık bir ziyafet çekti. 3 dakikalık özetlerde 5’i gol olan, biri direğe takılan net 11 pozisyonu vardı Sarı-Lacivertliler’in... Futbolsuz geçen ayların ardından, Konya gibi güçlü olduğuna inanılan bir kadro karşısında yapılan 45 dakikalık güç gösterisi ligin son 10 haftası için bir ipucu niteliğindeydi. Galatasaray maçında başlayan çabuk oynama isteği, rakibin de gücünden dolayı maçın bazı bölümlerinde olağanüstü pas zenginliğine dönüştü. Dikine ve doğru yapılan 4-5 paslık kombinasyonlar El Saka’sız Konyaspor defansını şaşkına çevirdi. Üstelik Daum bu maçta herkesi hücuma da gönderdi. Luciano’nun direkten dönen topu, birisini defansın çizgiden çıkarttığı, birini Özden’in kurtardığı Servet’in 2 şutu, Önder’in attığı gol, Sarı-Lacivertliler’in her açıdan zengin bir kadro olduğunu da gösterdi. Ancak Galatasaray ve Konyaspor maçında takımın kimliğini değiştiren futbolcu şüphesiz Servet’ti... Sınırlı bir tekniği olan futbolcu, defansı çok rahatlattığı gibi, rakibin etkili forvetlerine göz açtırmadı. Ancak en önemli katkısı, kazanma hırsıydı. Herkese yansıdı. Sırtı dönük oynamayı sevmeyen Anelka’yı tek forvet olarak başlatan Daum, hatasından 45 dakikada dönüp, prensini kenara çekip golcü Nobre’yi sahaya sürünce fark da geldi. Kocaman’ın bir takımı ise ilk kez Fener’e hiç direnemedi. Keramet biraz da Konya’nın kullandığı yabancı sayısında gizliydi. Kontenjan 6, Konya’nın kullanabildiği yabancı 2... El Saka ve Batista’nın sakatlıklarına diyecek bir şey yok ama “sınırsız” yabancı isteyen tüm kulüpler oynattıkları yabancıları bir gözden geçirsinler... Haftanın maçı şüphesiz Avni Aker’deydi. Liderliği kazandığı haftada, önce kupada Fenerbahçe’ye yenilen Galatasaray, Trabzon’da da liderliği bıraktı. Ancak önemli mesajlar vardı karşılaşmada. Birincisi, haftaiçi kupa mesaisi yapmamış Trabzonspor’u maç boyunca mahkum etmek az buz iş değil doğrusu. İkincisi, Galatasaray’ın kardosundaki yıldızların, Fenerbahçeliler gibi Avrupa’da pazar değeri taşımasa da, kadro derinliği dikkat çekici. Aynı işi yapabilecek aynı kalitede her mevkiide 3 oyuncu bulmasının avantajını yaşıyor. Kim olmasa, aşağı yukarı onun yapacağı işi yapacak biri var. Ayhan, oyundan alınmalarını anlayamadığım Hasan Şaş ve İliç’le hakimiyet kurdular, takım olarak iyi savunma ve bol pas yaptılar ancak atak sonlandırmayı beceremedikleri için 2 puan kaptırdılar. Trabzonspor ise bunca transfere ve yatırıma rağmen neden yalnızca UEFA’yı kovalayacak duruma düştüğünü gösterecek bir oyun sergiledi. “Kendi maçına müşterek bahis oynayan” Gökdeniz’i taraftarın sahiplenmesi, golün de Gökdeniz’den gelmesi kaderin bir cilvesiydi. (Bu arada müşterek bahis “kuran” teknik adam, futbolcu ve hakemlerin hangi durumda ne ceza alacağı netleşmeli. Formasına, arkadaşlarına ve futbola ihanet eden fırsatçılar en az bir kaç sene futbolu televizyondan seyretmeli...) Bir diğer büyük de kümede tutunmaya çalışan Samsun deplasmanında aldığı 3 puanla bayram etti! Bu sezon 10 futbolcu alan, teknik kadrosuna yaklaşık 3 milyon Euro veren Beşiktaş’ta başta Gökhan Güleç, yazılabilecek çok güzel şeyler var ama idari yanlışlar sebebiyle Avrupa kupaları ve Türkiye Ligi’nde sokağa atılan koca bir yıldan sonra, Samsunspor galibiyetine övgü yazmak da zor doğrusu. Geçen sene 24. haftada 45 puanla 4. Beşiktaş, bu sezon 39 puanda... Samsun taraftarı da klasik Türk taraftarı! Takımı kazanırken destek oluyor, kötü giderken paramparça ediyor. Hocaya, yönetime, futbolcuya küfür! Takımın en ihtiyacı olan zamanda yardımcı olmak yerine, hesap sormaya kalkıyorlar. Hem çok yazık, hem çok ayıp... İlla ki 3 takım düşecek ama keşke o takımları taraftar düşürmese... Bir de Kayserispor’la, Denizlispor var... Kayserispor bizim bu seneki şampiyonumuz. Kıt kaynaklarla, anlamsızca borçlanmadan, birbirine sarılarak, bilimsel çalışarak, futbola sadık kalarak yakalanan 3.lük her övgüye değer. Baksanıza Kayseri geçen sene bu günlerde 19 puanla 16., bu sene 43 puanla 3. sırada... 24 haftada 24 puanlık yükseliş ve Ankaraspor gibi yaklaşık 15 milyon dolarlık bir takımı sürklase ediş çok dersler içermiyor mu! O Kayseri gitti, yenisi geldi. 6,5 trilyonla sağlanan bu başarı, endüstriyel futbolda yalnızca parayla varolanlara mesaj vermiyor mu! Ve Beşiktaş Avrupa Kupaları’nda olabilmek için Kayseri’yle yapacağı kupa maçından önce 4 gün kamp yapacak... Helal olsun... Tabii Can Çobanoğlu ve Nurullah Sağlam ikilisine de kocaman bir alkış... Müthiş bir organizasyonla, haklı bir çıkış yaptılar. Çobanoğlu’nun idari katkısı, ara transferde giden gelen hesabına bakınca kasadan yalnızca 137 milyar çıkması, “idari menajer” arayanların nelere dikkat etmesi gerektiğini, menacerin nasıl bir katkı yaptığını göstermiyor mu! Organizasyon en önemli işlerden biridir... Ziya hocanın yardımcısı Hayati Palancıoğlu’na, “Hoca gidecek. Seninle çalışacağız” diyen, önce Palancıoğlu’nun, 4 gün sonra da Ziya Doğan’ın istifasına neden olan yöneticilerle Malatya kurtulur mu? Belki kümede kalır ama kurtulur mu! Duygu birliği olmayan yerde başarı da olmaz...