Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

24 Ocak 2017 Salı
Neredesin ey sorumluluk!

Sevgi koşulsuz olmadıkça o duyguya sevgi denebilir mi? Çıkar üzerine kurulmuş bir ilişkide yaşanacak herşey yaşanıyor Galatasaray’da.

24 Ekim 2005, Pazartesi Yorum Yaz
A+ A-

Taraftar, kulüp ya da takım taraftarı değil, kendine taraftar! Her koşulda sevmiyor, takıma destek vermiyor. Canı sıkıldığında önce yönetime, sonra yönetime, sonra bir daha yönetime saldırıyor. Ergun Gürsoy’a, “Bunadın sen artık” diye bağırıyor. Niye? Hakem satın almıyor diye mi? Galatasaray’a maç bağlantısı yapmıyor diye mi? Bilet alışverişi bitti diye mi? Gürsoy artık kimseye hakaret etmiyor, “Galatasaray’ın hakkını korumuyor” diye mi? Bu güzel havada 25 bin kişilik stada, 11 bin kişinin gelmesi üzerine, “Bizde 50 binlik stada ihtiyaç yok” demesi üzerine mi? Ayıptır, bu nasıl taraftarlık? Yönetim istifa! Bu ve alkışlı protesto belki iyi ama çözümsüzlükten, baskıdan başka ne işe yarıyor ki? Aylardan ekim, kongre martta, aday var da, biz mi bilmiyoruz? Bütün yük futbol şubesinde. Çünkü taraftarın ne Galatasaray’ın kurtuluş projelerine yaptığı ve yapacağı bir katkı var, ne de ilgisi... Proje hazırlayıp, çıkacak aday da yok. Denizlispor maçında yaşananlara bakınca Galatasaray’ın takım olmaktan çıkıp, “yeniçeri ocağı”na döndüğünü görüyor ve üzülüyoruz. Takımdan bir tek kişi, “Çok gol kaçırdık, hata bizde” demez mi! Kötü bir yönetim gösterse de, hatta kötü niyetli olduğu ileri sürülse de, bu maçın faturası yönetime ya da hakeme çıkar mı? Hakan daha 15 yaşındayken güle oynaya attığı golleri Dereli yüzünden mi kaçırdı? Ya Necati? Ya da Ümit, ya da Song? Futbolda kalmak lazım. Kim sportif direktör? Bülent Tulun. Yönetimin futbolu teslim ettiği profesyonel. Futbolcular hakeme saldırıyor, o, sözüm ona, futbolcuları çekiyor! O esnada Denizlisporlu futbolcuları soyunma odasına götürmeye çalışan Denizli kaleci antrenörü, yine kendi sporcularına, “Bunlar niye ağlıyor, galibiyeti biz kaçırdık” diyor. Tulun koşa koşa ona gidip, orta parmağını çıkartarak, “Sana giren çıkan mı var!” diyor. Salih hoca “Terbiyeli olun” dedikten sonra, Tulun, Can Çobanoğlu’na gidip, “Kim bu adam? Senin olduğun yerde nasıl çalışır!” diye şikayet ediyor. “Nasıl tanımazsın Bülent? O Galatasaray’ın eski kalecisi Salih Sayar” cevabına da aldırmıyor, “Tesadüfen oynamış” diyor! Aklı, soğukkanlılığı temsil etmesi gereken Tulun böyle yapar da, Hasan soyunma odasının önünde, “Biz alınterimizle para kazanmaya çalışıyoruz. Emeğimizi çalmayın, hırsızlık yapmayın” diye bağırmaz mı? Bağırır. Hakem kötü niyetliyse bulunmaz fırsat. Kötü niyetli değil, ama kötü bir maç yönettiyse, duymasın mı? Duyarsa da mı “hırsız”! Ya da bir diğer ‘milli geveze’ kapının önünden geçerken, “Şerefsizler” diyorsa, onun profesyonelliğinden, sorumluluğundan kim bahsedebilir? Bir tane soğukkanlı, akıllı insan kalmadı mı Galatasaray’da? Dünyanın başka hiçbir yerinde lider takımın taraftarı tribün yakar mı? Ya da iyi bir futbolsever tribün yakar mı? evinizi yakın kardeşim. Kamu alanına niye zarar verirsiniz? Sevgiden mi! Bir de Orhan var. Mükemmele yakın oynamaya başladı. İki çapraz bağ ameliyatı geçirmiş bir sporcunun futbola dönmesi bu kadar zorken, her geçen gün üstüne koyuyor. Ancak o kadar anlamsız sarı kartlar görüyor ki, insanın aklı almıyor. Milli takım eski mentörü Turgay Biçer, Denizlispor’da çalışıyor. Bu takımın, bu şubenin her bireyinin bir mentör ya da spor psikoloğuna ihtiyacı yok mu? Bu mu Türkiye’nin batıya açılan penceresi! Herkes dursun, düşünsün. Ben nerede yanlış yaptım, yapıyorum diye... Bu sporcular, futbol şubesi, taraftar birlik olmayı başarır, keyifle yarışmayı denerse, şampiyon da olur. Ama böyle kaotik bir duygu sarmalıyla, sevgisizlikle şampiyon olsa ne olur, olmasa ne olur...