Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

10 Aralık 2016 Cumartesi
Medya yalan yazar mı?

Uzun senelerdir medyada haber araştıran biri olarak, yalan haber konusundaki suçlamalardan en çok rahatsız olan kişilerden biriyim... Çünkü haber yapmak, haberi bulmak, haberi ikinci kişilere doğrulatmak zor iştir...

09 Ağustos 2006, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

“Medya yalan yazıyor” suçlamalarına hep keskin, hep gazetecileri koruyarak yanıtlar verdim ve genelde, “Medya yalan yazmaz. Habere dair yanlış bigiler kulüplerden ya da sporculardan verilir” dedim... Fanatik Gazetesi’nin habercilikteki prensiplerini, ki; Bu evrenseldir, genelde bütün gazetelerin kullandığını söyledim... Haberin göbeğindeki biri olarak ben de görüyorum kurmaca haberleri... Ben de görüyor ve anlıyorum hangi haberin hangi amaçla yapıldığını ve haberin kaynağının kim olduğunu... Manipülasyonları görüyorum ama yine de habercilere toz kondurmuyorum... Ama bu kadarını aklımdan bile geçirmiyordum... Ziya Doğan’ın bir makalesini okudum Beşiktaş-Vestel Manisa maçıyla ilgili. Telefonla arayıp “Hayırlı olsun” dedim. “Ne oldu?” dedi. “Yazmışsın” dedim, “Yazmadım ki, ne diyorsun sen?” dedi. Aç gazeteye bak! Neden sonra aradı ve sordu “Ne yapayım şimdi ben? Benim adımla yazı yayınlamışlar, üstelik, ‘Süper Kupa’da çok beğendiğimiz Beşiktaş, Vestel maçında hayal kırıklığı yaratmış’ diyerek yazıya başlamışlar” dedi. “Güzel” dedim. “Ama ben Süper Kupa Finali’ni seyretmedim ki, düğündeydim” cevabını verdi. Yahu dedim, seni arayıp görüş almadılar mı, soru sormadılar mı? “Hayır hiç kimseyle görüşmedim. Söyle şimdi ne yapayım, bu çok yanlış” dedi. “Sen bilirsin hocam” dedim, hiçbir fikir veremeden kapattım telefonu. Fikir veremedim ama sizinle paylaşmaktan sıkıntı duymuyorum. Ayıp bu kadarı... Habercilik ve gazetecilik açısından bu kadar umursamaz insanlarla aynı gemide olduğumu bir daha hiç unutmayacağım. Bu medyada yalan haber çıkar, tek sorumlu da haber kaynakları değildir. Biriyle görüşmeden onun adına yorum yazanlar, kimseye sormadan haber de yapar! Getirtmezler beni kardeşim Ziya Doğan’a ne yapması konusunda fikir veremedim. Ama bir örnek hatırladım. Çok önemli bir teknik direktörümüz yalana ve hakarete karşı savaş açtı. Dostluk kurmaya çalıştığı, özelini paylaştığı gazeteciler daha sonradan ona zarar veren bir biçimde yayıncılık yapmaya başlamıştı. Her hakarete, yalan olduğunu iddia ettiği her habere dava açtı. Sonra güzel bir proje ile içine kapanarak Anadolu’nun bir yerinde yeniden başladı... Geçen sezon arasında hedefler üzerinde konuşuyoruz. Baktım ki hedefler arasında İstanbul yok. ‘Neden?’ dedim ve dinledim. “Yok, çünkü getirtmezler beni oraya! Bıktım mücadeleden. Sen Türk Futbolu’nu federasyon ya da kulüpler yönetiyor sanıyorsun, öyle değil. Türk Futbolu’nu medyanın 4-5 önemli ismi yönetiyor. Ben onların yüzde 80’ine 50 tane dava açmışım. Ricacılara rağmen davalarımı geri almamışım. Ne zaman adım anılsa beni paçamdan aşağı çekecekler. Anlamıyor musun, bunu görmüyor musun?” Üstüne bir şey söylemedim. Söyledikleri onun gerçekleriydi ve o kadar inanmıştı ki! Bu teknik adamın kim olduğunu tahmin edersiniz. Belki hak verirsiniz, belki de ‘layığını buldu’ dersiniz. Ama benim yerimde olsanız Ziya Doğan’a ‘dava aç’ diyemezsiniz... Aybaba’nın 170 bin doları O gün aynı gazetede Samet Aybaba’nın da makalesi vardı. Ona da sordum. İlginçti çünkü... “Okumadım ama beni gazeden arayıp, bir kaç soru sordular, odur herhalde” dedi ve laf lafı açarak devam etti. Biliyorsunuz geçen sene Gaziantepspor’u kurtarmıştı, yönetimi ve sporcularıyla birlikte... Başkan İbrahim Kızıl’la nasıl ilişkileri olduğunu, Kızıl’ın Mehmet Ağar’ın desteğiyle Aybaba’yı ikna ettiğini de duymuştum... Ligde kaldılar, yolları ayırdılar. Ancak alacak-verecek meselesinde problemleri halletmediler. “Parasal sorunu çözdünüz mü?” diye sordum. “Neredee” deyip ekledi, “Ayıp ediyorlar. 170 bin Dolar alacağım var hâlâ. 80 bini peşinat. Avukata verdim çekleri ben de”. Şaşırdım. Çünkü İbrahim Kızıl’ı bu konularda titiz biri olarak biliyoruz. “Mehmet Ağar’la konuştun mu?” dedim, “Yok konuşmadım, onunla konuşsam 2 günde çözerim ama bu konuyla onu rahatsız etmek olmaz.” Düşündüm, bu avukat bu çekleri federasyon kanalıyla tahsil etmeye kalksa, sözleşmeye bakacaklar. Sözleşmede muhtemelen gerçek rakam yazmadığı için hem Gaziantepspor’u hem de Samet Aybaba’yı cezaya çarptıracaklar... Bir daha düşündüm. Aybaba gibi ilişkileri güçlü insanlar bu sıkıntıları çekiyorsa, futbolcular ne yapıyorlar... En iyisi başından sonuna dürüst olmak. Vergi ödemekten kaçınmamak. Sözleşmelere gerçek rakamları yazmak, yazdırmak. Sonra da sorunları en adil biçimde çözmek zorunda olan federasyona taşımak... Dürüstlükten zarar gelmez... Bu gerçek bir hayat hikayesidir Anadolu’nun güzel bir köşesinde bir şube sorumlusu, menacerinin sporcu olan eşiyle ilişki yaşar. Yakalanırlar. Bunun için cinayet dahi işlenir, gelenekleri bilirsiniz. Menacer, yüreğinde binbir acı eşinden ve işinden ayrılır İstanbul’un yolunu tutar. Yeni bir yaşama başlar. Yeniden kurulan bir organizasyon, yeni heyecanlar o şehre döndürür herşeye yeniden başlayan adamı... Aslan yürekli bir teknik adamla sporcu yetiştirmeye, yarıştırmaya ve başarılar kazanmaya başlarlar... Ama hayattaki acı tesadüfler peşini bırakmaz. Yukarıdan bir haber gelir, sizin yeni şube sorumlunuz ‘...’ beydir diye... O insandır karşısına çıkacak olan. Karısını, sporcusunu ayartan, spor adamlığını geçen, adamlıktan nasibini almayan... “Kalamam” der ve gider. Ancak tek başına gitmez. Bu olayı başından beri bilen teknik adam da gider. Israrlara rağmen, ricalara rağmen, hayallerine rağmen... Adamlığından ödün vermeden... Spor iyi şeyler öğretir. Spor adamları da böyle davranır... Maalesef bizim ülkemizde adamlıktan nasibini hiç almamış insanlar başköşelerde, baştacı yapılır. İdealist adamları yemek uğruna... Unutmamak lazım, uzun vadede hep adamlar kazanır. İlla ki kazanır...