ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM




Daha iyi bir görüntü için telefon çevirin!

YAZARLAR

Çok yalnızlar çok!

30.11.2004

Galatasaray taraftarına acı çektirerek kazanıyor. Trabzonspor idari ve ekonomik yetersizliğin bedelini ödüyor. Fenerbahçe’nin şampiyonluğu kaybetmesi sürpriz değil, mucize olur...

Fenerbahçe hafta içinde deplasmanda kazandığı Prag maçından sonra Diyarbakırspor’u güle oynaya yendi, rakiplerinin maçlarını bekledi. Sadece zirvede yalnız kalmadı, stadyumlarında da yalnızlardı. Kadrosu, Türkiye standartlarının üstünde olan, hatta 1-2 takviye, biraz da tecrübeyle Avrupa’da bile iddialı olabilecek Sarı - Lacivertliler stadyumlarında da yalnızdı. Cihat Aktaş’ın öldürülmesinden sonra taraftarlara “maça gitmeyin” çağrısının yapılması etkilemişti belki de taraftarı, ancak gelen taraftar futbolu bilen, seven, estetik hareketlere “hoş” reaksiyon gösteren gerçek futbolsever, gerçek Fenerbahçe taraftarlarıydı. Herşeyde bir hayır vardır! Üzerinde koltuk numarası yazmayan kombine biletleri toplayıp, sahiplerini stada almamış görevliler. Ya o biletleri basanları, dağıtanları ne yapmışlar bilmiyoruz henüz. Fenerbahçe anonim şirket... Bu biletler bedava mı dağıtılmış, parayla mı satılmış bilmiyoruz. Parayla satıldıysa o taraftarın stadyuma alınmaması da suçtur, medeni ülkelerde. Bu konu çok su kaldıracak daha... Haftanın en önemli olayı Ziya Doğan’ın istifasıydı kuşkusuz... Doğan’ın istifasını anlamsızca polemik konusu yapmaktansa, ne demek istediğini anlamaya çalışmalı camia... Bir olmayan, olamayan yönetim değil yalnızca, muhalefette kalanlar da tek yumruk olmayı beceremezlerse, Trabzonspor baş altı takım olmaya mahkumdur. “Bana 5 milyon dolarlık transfer bütçesi verin, 3 büyükleri geçerim” diyen bir teknik adam, “Artık başarılı olacağıma inanmıyorum” diyorsa bu inançsızlık kendisine dair değildir şüphesiz... O inançsızlık yönetenlere, daha doğrusu yönetemeyenlere... Galatasaray ligin en az para harcayarak, futbolcu satarak yarışan takımı Ankaragücü’nü penaltıyla geçerek nefes aldı... Futbolsuzluk sürüyor! Eğer o mütevazı kadrolu Ankaragücü son 25 dakikada yakaladığı 5 net pozisyonun birini gol yapsa, umut da kalmayacaktı... Takımın kötü oynamaya başlamasından sonra 100. yılın bir sonraki sene olduğunu öğrendik. 100. yılda şampiyon olmak için yaş dönümünü ertelemektense, ara dönemde kaliteli transferler yapmalı, eğer Hagi ile devam edilecekse, istemedikleriyle yollar ayrılmalı. Çaresi budur! Bir de Ankaragücü cephesi var... 5 - 6 haftadır hep hakemleri ve federasyonu eleştiren Cemal Aydın maçtan sonra, “Şahsiyetini yitirmiş hakemler yüzünden kaybettik.” “MHK’yı ben seçtirdim. Arzuman’a FIFA kokartını ben verdirdim” gibi kendisini muhtemelen disiplin kuruluna götürecek açıklamalar yaptıktan 1 gün sonra Reha Kapsal’ı kovup, Özberk’i takımın başına getirdi. İnsan merak ediyor tabi, muhtemelen Reha Kapsal da, MHK ya da federasyon gibi başkanı dinlemedi! Çulcu’nun kariyerinin en kötü maçına sahne olan karşılaşmada, 60 dakika 10 kişi oynayan Beşiktaş Tümer’in tek kişilik gösterisiyle Samsunspor’u devirdi... Koluna “respect” (saygı) dövmesi kazıtıp, gerek takım içinde, gerek medyayla ilişkilerinde bir çok garipliğe imza atan Tümer aslında saygıyı kimin kime göstermesi gerektiğini hatırlamış... Tümer önce kendine, sonra takım arkadaşlarına, camiasına, rakiplerine saygı göstermeliydi. Önce kendine... Çünkü senede bir milyon doları “karakter gösterisi” yapsın diye değil, iyi futbol oynayıp takımına katkı yapsın diye ödüyor Beşiktaş yönetimi. Kendisine saygısı olan Samsun’da yaptığını yapar…

0 YORUM