Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

04 Aralık 2016 Pazar
Biraz da futbol konuşalım

Hakan Şükür, Türk futbolunun en önemli figürlerinden biri, çoğuna göre birincisi... Öyle bir değer ki, oynuyor olay oluyor, oynamıyor yine olay...

13 Ekim 2006, Cuma Yorum Yaz
A+ A-

Türk futbolunda yaşanan en büyük başarıların başrol oyuncusu. Çünkü golcüsü... Çünkü tarih golcüleri yazar. Hakan, Moldova önünde 4 gol attı, kendisini eleştirenler, kendileri birşey yazmamış gibi, “Hakan kendini eleştirenlere en güzel cevabı verdi” diye yazdı. Ama Hakan, yine herkesi allak bullak etti; “Devam edip, etmeme konusunda kararımı başkanım (Haluk Ulusoy) ve hocamla konuştuktan sonra vereceğim” dedi. Golleriyle konuşulmayı hiç istemiyor. Bunu isteyerek mi yapıyor, istemeyerek mi yapıyor, beceriyor, polemik yaratıyor. Çıkıp söylese ya, “Ben oynamak istemiyorum, yerimi gençlere bırakmak istiyorum.” Hayır öyle demiyor. Çünkü Hakan hep oynamak istiyor ki, doğaldır. Bütün futbolcular oynamak ister. Ne yani; “Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu Hakan Şükür’dür” diyen Haluk Ulusoy, “Tabii evladım haklısın. Eleştiriler çok ağır, bırakma zamanın geldi mi?” diyecek! Hakan, neredeyse son 5 ayda gerçek Hakan kimliğinden o kadar çok uzaktayken, Gökhan Ünal, Halil Altıntop, Ümit Karan gibi alternatifleri hiç kullanmayan Fatih Terim, “Tamamdır Hakan, bırakma zamanın geldi mi?” cevabını verecek! “Sana sahada ihtiyacım var” diye emredecek, Hakan da oynayacak. Ama bu anlamsız ya da arabesk ifadelerin kime ne faydası var. Hakan, hepimizi en azından Milli Takım’da attığı 50 ve Avrupa Kupaları’nda attığı 36, İngiltere ve İtalya’da rakip filelere bıraktığı 11 golle, 97 kez havalara sıçrattı. Biraz da susmak lazım. Sadece sahada konuşmak, gol yapmak, kendisi müsait pozisyondayken son pası iyi yapamayan arkadaşına ya da kardeşine fırça atmamak, kendisini yedek bırakan teknik adamı parçalatmamak, hep büyümek lazım. Öyle bir nefret ve sevgi çemberinde ki, şaşırması doğaldır. Hatta neredeyse sonucunu belirlediği maçın devre arasında kendisiyle baskıların en büyüğünü yaşayan ve kendisine üçüncü evladını vermeyi hazırlanan eşini araması güzeldir. İnsancadır... Ama Hakan, artık yalnızca golcülüğünü, liderliğini konuşturmalıdır. Başkalarının seçimlerini değil. İleride seyircisiz Moldova maçını hatırladığımızda Hakan Şükür’ün 4 golü hepimizin aklına gelecek. Ancak 112. maçına çıkan Rüştü’nün yaptığı kurtarışlar hatırlanmayacak bile. Arda’nın, Gökdeniz’in, Sabri’nin ve Marco’nun üstün performanslarına bakılmayacak. Hamit’in füzeleri hatırlanmayacak. Yıllarca zulüm altında orta yapma yeteneği köreltilmiş, ancak dayanıklılığını hiç düşürmemiş İbrahim Üzülmez’in olağanüstü güzel oyunu, sadece İbrahim’in ailesi ve dostlarının gururu olacak. Milli Takım’da Hakan Abi’si gibi sakat sakat oynayan Gökhan Zan ve tekrar forma bulan Servet belki de hatırlanmayacak. Tarih hep iş bitirenleri yazar. Yaptığı büyük ayıptan sonra yargıladığımız Milli Forma’yı giymemesini önerdiğimiz Gökdeniz’in kendi atabileceği golü Hakan Abi’sine attırmaya çalışması, Hakan, Gökdeniz ve birkaç kişi tarafından belki hatırlanacak, ama eminim çoğunluk hatırlamayacak. Gökdeniz’in yaptığı, Hakan Abi’sine verdiği gol pası değil, 16 yıllık görkemli kariyere saygı duruşuydu. Hakan’ın gollerinde, Tuncay’ın ve Marco’nun coşkuyla gidip, kaptanlarına sarılması sadece hoş bir fotoğraf olarak kalacak. Kimse bunun anlamını sorgulamayacak. Orada çok güzel şeyler oldu, keyfini yaşamalıyız. Maç, Hakan Şükür’ü yaşama döndürme maçı değil, hocanın inandığı futbolcularla finallere gitme maçıydı. Maç, Hakan Şükür’ün medyayla yaptığı bir hesaplaşma değil, Türkiye-Moldova karşılaşmasıydı. Hakan’ın duygusal tepkisi haklı olabilir. O’nun kırılmadık bir rekoru, dolu dolu oynayabilecek iki senesi kaldı. Artık, “Şunu da bir yapayım bak ne söyleyeceğim” duygusundan sıyrılıp, “Ah şu golü de kaçırırsam, yine neler diyecekler?” baskısından kurtulup, keyif alarak oynayacağı, oynatacağı zamandır. Böyle güzel bir markayı polemiklerle hırpalamanın anlamı yok. Buna Hakan Şükür’ün dahi hakkı yok. Biraz da futbol konuşalım...