Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

07 Aralık 2016 Çarşamba
Yazık olurdu!

Son günlerde hiç de hak etmediği gelişmelerle kamuoyunun gündemine gelmenin rahatsızlığını hisseden bir kent Trabzon. Böyle bir ortamda futbola yoğunlaşmanın zorluğunu yaşayan futbolseverlerin, üstelik dondurucu soğuktaki bu beklenenden fazla ilgisi, sadece futbola susamışlığın bir göstergesi olarak değerlendirilebilirdi. İki takımın futbolcu ve teknik adamlarından hakemlere kadar hemen her birimin kendi görevini eksiksiz yapma çabasının, bu susamışlığı giderme gayretiyle dolu davranış ve tutumlarının hakkını verelim önce ve maça dönelim.

13 Şubat 2006, Pazartesi Yorum Yaz
A+ A-

Trabzonspor kazanmak için her şeyi yaptı. Eğri oturup, doğru konuşalım; akla dahi gelmeyecek hemen her türlü sorunun birlikte yaşandığı şu kötü sezonun belki de en organize, en arzulu ve en hırslı futbolunu oynadı bordo mavililer. Açıkçası, kazanamasaydı gerçekten çok yazık olurdu. Madalyonun ters yüzünü çevirdiğimizde karşımıza çıkan tablo çok farklı. Malatya çok iyi direndi. Mükemmel savunma yaptı, son çeyrekte forvetini beşleyen Trabzon karşısında son dakikalara kadar hatasız oynadığı gibi, bir ara şuursuz baskı kuran rakibine ani ve çabuk ataklarla ecel terleri döktürdü. Galip de gelebilecekleri bir maçı bitime 3 dakika kala yenik kapadılar. Yazık oldu. Böyle bir maç oldu Trabzonspor-Malatyaspor karşılaşması. Kaliteli, keyifli ve uzatmaların son saniyesine kadar heyecanın dorukta olduğu, soğuk havada insanın içini ısıtan bir mücadele yani. Hakemin de hemen hemen hiç hata yapmadığı, maçtan sonra bir takımın kaderiyle oynadıktan sonra özür dilemek zorunda kalmadığı bir maçtı ayrıca. Halilhodziç’in, takımının bu sezon henüz üst üste ikinci kez galip gelememiş ve daha önce 6 kez bu şansı değerlendirememiş olmasının verdiği psikolojik ezikliği üzerinden atma düşüncesi sahaya sürdüğü kadrodan belliydi. Hücum etkinlikleri fazla, savunmaları az Fatih, Yattara ve Szymkowiak’ın yanı sıra, henüz herkes için kapalı kutu olan Djokaj’la başladı maça. İleride Fatih tek gibi, Yattara ve Djokaj’la üçlenen ve Szmkowiak’la desteklenen bir hücum hattı. Çok sayıda pozisyon üretildi bu anlayışla, Malatyaspor’un iyi kapanmasına ve direncine karşın. Ama bir saatlik sürede gol gelmeyince, kadronun 7’si eski öğrencisi olan iyi tanıdığı rakibi biliyor ki, gol geciktikçe şuursuz baskı kuracak, savunmasında boşluk doğacak, ona göre önlemlerini aldı. Kafasındaki kurnaz projeyi 75’ten sonra net biçimde hayata geçirdi. Ciddi pozisyonlar üretmeye başladı takımı. Hele Hakan Söyler’in vuruşunda genç Tolga’nın kurtarışı, Ali Güzeldal ve Ergin Keleş’i de sahaya sürerek daha çok risk alan Halilhodziç için bir mucizeydi. Eee, böyle işte kazanan her daim haklıdır. O Ergin pası verdi, o Ali golü attı, 3 puanı kurtardı. Tam da, “Bu gençler ne zaman işe yarayacak” diye düşünmeye başladığımız anlarda üstelik. 3 puanı kazanan Trabzonspor’da Szymkowiak’ın gününde olmayışının, iyi mücadele etmesine karşın Hasan ve Tayfun’un top kayıplarının gündeme gelmesi, sadece bundan sonrasına önlem için söz konusu olabilir. Burada asıl konuşulması gereken Stepanov’un takıma inanılmaz uyumu, yorgun ve antrenmansız Djokaj’ın buna karşın hamurunun kaliteli olduğu, genç Tolga’nın giderek çoktan hak ettiği “Birinci kaleci” unvanını almaya başladığı gerçeğiydi. Birkaç maç öncesine kadar “düşer” denilen Malatyaspor’a hayat veren Ziya Doğan’ı ve onca kötü meslektaşlarına inat dünkü sınavdan yüzünün akıyla çıkan Cüneyt Çakır’ı da unutmadık.