Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

07 Aralık 2016 Çarşamba
Tribünler(l)e oynamak!

Ülkemizdeki kulüplerde görev yapan yöneticiler, “Tribünlere oynamak” ile “Tribünlerle oynamak” arasındaki ince çizgiyi fark edemezler.

23 Mart 2007, Cuma Yorum Yaz
A+ A-

Ülkemizdeki kulüplerde görev yapan yöneticiler, “Tribünlere oynamak” ile “Tribünlerle oynamak” arasındaki ince çizgiyi fark edemezler. Tribün anarşisinin tartışmasız en büyük nedeni de budur. Bunun bedelini bu duruma neden olan kişiler değil de kulüp öder. Zaman zaman bu oyunun birer parçası olan futbolcular da vardır ama onlar yöneticiler kadar şanslı değillerdir. Fatura, kendilerince karşılanır. Tribünlere oynamanın, pardon tribünlerle oynamanın çeşitli yolları, tribünlerde de bu işin uzmanları vardır. Düzen nemalandırmak üzerine kurulur. Aracı uzmandır, aslan payını o alır. Alt kademedekilere bir şeyler düşer. Futbolcu için hatır gönül işi yoktur, fatura nakit karşılanır. Nakit akışı sağlandığı sürece sorun yoktur. Kesintiye uğradığında şu kural geçerlidir: “Senin için küfreden, gün gelir sana küfreder, senin için kurşun atan, gün gelir sana kurşun atar.” Ülkemizde yönetici tribün ilişkileri daha farklıdır. Eğer bireysel bir takım gereklilik söz konusu değilse, faturayı kulüp öder. Otobüs kirası, bedava kombine ya da 00.00 YTL yazan biletler yoluyla olur bu iş. İşin uzmanıdır yine muhatap olan. Sağlanan olanaklar paraya çevrildiğinde, aslan payı uzman ve yakın çevresinindir, alt kademeye de bir şeyler verilir ki, tribün kontrol edilsin. Bazen işin boyutu daha çirkin bir hal alır. Yönetici kişisel çıkarı için, muhalefet seçimi zorlamak için kullanır tribünlerin malum kesimini. Burada nakit çalışmak gereklidir. Eğer otobüs veriyor, bedava kombine dağıtıyor ya da 00.00 YTL’lik bilet sayısını yüksek tutuyorsanız saha sonuçları ne olursa olsun korkmayın. Küme düşme hattında bile olsanız, “En büyük Başkan bizim Başkan”, “En büyük yönetim bizim yönetim” dir. Aksi takdirde takımınız 3-0 önde ve şampiyonluğu kovalarken bile ıslıklanırsınız. Bu durum “yalakalığın” boyutunu da sınırsız hale getirir. Öyle pankartlar açılır ki, şaşarsınız, “Bu ben miyim?” dersiniz. Bir camia düşünün: Futbolcu kadrosundan 3 başkan çıkarmış. İki başkanı ve bir yöneticisi, bu ülkede bakanlık yapmış. Bir teknik direktörü Türk futboluna yakın gelecekte hayal dahi edilemeyecek Dünya Üçüncülüğü kazandırmış. Futbolda devrim yaratan şampiyonluklara imza atan ilk iki yerli teknik adamı bünyesinde barındırmış. O camiada, “futbolunun gururu” pankartı bunlar için bile açılmamış. Eminiz ki hak edilmeyen bu tür pankartlar, en çok muhataplarını rahatsız eder. Tribünlere, pardon tribünlerle oynarken dikkat etmek gerek. Bugün “senin için”, yarın “sana.” Parayı veren düdüğü çalıyor çünkü!