Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

22 Ocak 2017 Pazar
Güneş ve Yanal

Şenol Güneş’e de az çektirmemişlerdi anımsayın; O’nun “karizması yoktu”, vizyonu ise “hak getire!” Deneyimi “Trabzonspor’u şampiyonluktan etmek!” dışında alt sıra takımlarıyla sınırlıydı. “Konuşmayı” bile “bilmiyordu!” Gel zaman git zaman O’nun Milli Takımı Dünya Üçüncüsü oldu. Bu kez Avrupa’dan rakibi “yoktu!” Ya Konfederasyon Kupası Üçüncülüğü? Ağızlarda yeni sakız; “Onu bırak Letonya’ya bak!”

10 Haziran 2005, Cuma Yorum Yaz
A+ A-

Neyse kabul edilmekte zorlanılsa da omuzundaki Dünya ve Konfederasyon Kupası Üçüncülüğü apoletleriyle gitti. Suçluydu; çünkü çıtayı yükseltmişti. Yükselen çıta halefini de rahatsız etmiş olacak ki; bizzat kendi tarafından düzenlenen bir ankette, “Dünya Kupası Üçüncülüğü sizce bir tesadüf müydü?” sorusuyla selefinin emeğini hiçe saydı. Bu “gafına” karşın inandık Ersun Yanal’a. -zaten anketi de kaldırdı ya kısa sürede.- İyi gidiyordu, mesajları akılcıydı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı’nın, “Şu okullar olmasa Bakanlığı ne de güzel yönetirdim!” yakınmasını anımsatırcasına balayı bitti, Dünya Kupası Grup Elemeleri geldi çattı. Gürcistan maçındaki skor iyi değildi. Ama içlerinde bir “Trabzon hesabı!” vardı, önce onu halledeceklerdi. Yanal’ı es geçtiler, vurdular abalıya! Bayrakmış, Milli değerlermiş tozu duman ettiler, Trabzon’un “işini” gördüler, akıllarınca! Ama Milli Eğitim Bakanı’nın “Ah okullar!” dediği gibi “Ahh Yunanistan maçı!” ve Hakan Şükür olayı. Toplumu ikiye böldük; “Hakan Şükür olmalıcılar” ve “olmamalıcılar” diye. Milli takım kazandı, “olmalıcılar”, kazanamadı, “olmamalıcılar” kılıçlarını çekti. Olan Ersun Yanal’a oldu. Hele Ukrayna maçındaki farklı skor, bundan sonraki her karşılaşmayı “kader maçı” yaptı. Yönetenler Yanal’a değil, kılıç çekenlere önem verdi, arayışlara girdiler, alternatif arayışına girdirler, birilerine gizli gizli teklifler götürdüler. Yanal’ın arkasında durmadılar, dursalar da Hagi’nin dediği gibi, “ellerinde bıçaklar, kamalar” vardı. Yalnızdı, tıpkı Şenol Güneş gibi. Zordur böyle durumlarda “kader maçını” oynamak. İlki son Avrupa Şampiyonu Yunanistan ile düştü. İyi taktik, oyuna yerinde müdahaleler, iyi futbol yetmedi, çünkü gol yoktu. Olmayıcılar, sevinçten olacak, karalar bağladı, naralar attı: Ersun Yanal gitsin, Hakan Şükür gelsin. Direndi, selefi Güneş gibi. Kazakistan’la bir “kader maçı” daha: Deplasmanda tarihi zafer. Sonra komşunun hüsranı ve “sevinçten karalar bağlayıp, naralar atan” kesimin “artık hayal” dediği ikincilik koltuğu. Direnmeye devam etmeli Ersun Yanal. Birilerinin hesabı başka! Üzüm yemek değil niyetleri; bağcıyı dövmek! Şenol Güneş’i böyle gönderdiler, bakmasın onlara! O inansın, başaracak! Sitemle başladık, sitemle bitirelim, küçük ama önemli bir ayrıntı: Selefi Şenol Güneş, İstanbulspor maçında skor avantajı yakalanınca milli oyuncularını onun için kenara aldı. O da aynı jesti bugünlerde bıçak altına yatacak olan Fatih’e yapamaz mıydı? Fatih, Şenol Güneş’e de, O’na da çok lazım. Dahası Türk Futbolu’na.