Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

29 Mayıs 2017 Pazartesi
Divan’daki ders

Trabzonspor Divan Genel Kurul Toplantısı’nda, son dönemde bize göre de haklı gerekçelere dayandırılarak yoğunlaşan ama kesin çözüm olup olmayacağı konusu kafa karıştıran yönetimin istifası ya da en azından mali genel kurulun gündemine seçim maddesinin eklenmesine yönelik beklentiler, farklı bir boyut kazandı.

31 Ekim 2005, Pazartesi Yorum Yaz
A+ A-

Camianın en önemli organı olan Divan Kurulu’na, 25 yılını doldurmuş kulüp üyeleriyle, bir tam dönem yönetim kurulu üyeliği yapan ve en az 10 yıllık kulüp üyesi olan kişiler üye olabiliyor. Bu kurulun geçen hafta yapılan seçimsiz Olağan Genel Kurul Toplantısı’na, 3 eski başkan, çok sayıda eski başkan yardımcısı ve asbaşkan, yüzden fazla eski yönetici ve kulüp üyelerinden oluşan 300’ü aşkın kişi katıldığı için burada konuşulanları hafife almamak gerek. İş ortağı iki eski yöneticinin, Atay Aktuğ ile kişisel hesaplaşmalarını salona hiç de etik olmayan biçimde yansıtarak, olgun ortamı kısmen de olsa gölgelediği genel kurulda, Divan Kurulu, yönetime yönelik eleştirilere karşın göreve devam etmesini önerdi. Konuşmacılar da eleştirilerini yapıp benzer taleplerde bulundu. Oluşan bu ortamın ardından ikinci kez söz alan Atay Aktuğ’un, “Kendim gitmeyeceğim. Kaçtı dedirtmem. Tüzükte yönetimi seçime götürecek maddeler var. Ya onları işletin ya da şu an buna da gerek yok, isteyin, şimdi divan başkanına istifamı vereyim” şeklindeki çağrısına ısrar ettiği halde, “İstiyoruz git” diyen olmadı. Bu durum farklı kişi ve çevrelerce doğal olarak farklı yorumlandı. Salonda bir kişi, “Evet istiyoruz, hemen istifanı ver” dese belki bu sayı artacaktı ama diyemedi. Bu yönetimle kulübün geleceğinin karartıldığını savunup salonda susanların dışarıda, “Devam et diyen de olmadı, niye duruyorlar” diye konuşmaları ne kadar yanlışsa, Atay Aktuğ ve arkadaşlarının salonda bir tepki gelmemesini, “bir güvenoyu” olarak değerlendirmesi de o kadar yanlıştır. Salondaki bu suskunluğun onlara zaman kazanma açısından bir avantaj sağladığı gerçeğine karşın yine de bu durumdan, “madem gitmemi istemiyorsunuz o halde destek verin, yanımızda bulunun” çağrısının ütopik bir beklenti olduğunu da belirtelim. Bu camia böyle işte! Ama normal. Çünkü Trabzon küçük bir kent. Hemen herkes birbirini tanıyor. Salonda tartışan iki kişi, sokakta günde 3-5 kez karşılaşabiliyor. Yüz yüze söylenemeyen şeyler kulislerin ve iftar sonrası sohbetlerin vazgeçilmez konusu oluyor. Buralardan çıkan değerlendirmeler önce şehirdeki ilgili çevrelere, ardından da kötü bir skorla da, tribünlere yayılıyor. Evet Trabzon küçük bir kent demiştik. Bu durumun doğal sonucu burada kişisel çıkar ve beklentiler zaman zaman değil, çoğunlukla kurumsal çıkarların çok üzerine çıkabiliyor. Geçmişle ilgili kişisel hesaplaşmalarını, siyasal düşünce, çıkar ve beklentilerini öne çıkaranlar, bütün plan ve programlarını buna göre ayarlıyor, tepkilerini buna göre belirliyor. Umurlarında değildir kurum. İşin en kötü yanıysa; fukarası oldukları fikri üretemeyenler, insanları sadece karalamakla yetiniyor. Yapılanlar, söylenenler ya da yazılanlardan işlerine gelen anlamları çıkarıp, şark kurnazlığıyla toplumu maniple etmeye çalışıyorlar. Böylece siyasal ilişkilere dayalı kişisel çıkarlarını korurken, neler kaybettiklerini görmezden geliyorlar. Çok yazık.