ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM




Daha iyi bir görüntü için telefon çevirin!

YAZARLAR

Sıradan ve ayrıcalıklı

21.03.2005

Elimi kolumu sallayarak maça girmeyeli uzun zaman olmuş, cumartesi günü ilk anladığım şey bu oldu. Güzel oluyor tıkır tıkır işleyen kuyruksuz kapılardan nazik güvenlik görevlileri arasında maça girmek...

Sonra bir kez daha anladım ki, ne kadar kötü oynarsan oyna, meşin yuvarlak maç içinde sana ‘kahraman’ olmak için mutlaka bir fırsat tanıyor. Örnek mi; al sana Tayfur... Maçın en kötüsü diyecektim, ama vazgeçtim. Çünkü İnönü’nün kapalısındaydım, ama izlediğime maç diyebilir miyim, tam emin değilim. Evet, bir yıldız değildir Tayfur, ama samimi ve çalışkandır. Doğa onu bir futbolcu için gereken üstün yeteneklerle donatmamış olmasına rağmen ‘O’, bu durumu aşmak için vargücüyle didinir maç boyunca. ‘Sıradan olanın’ kendi gayretiyle ‘ayrıcalıklı’ hale dönüşümünün enfes bir örneğidir Tayfur. Ama cumartesi, onun günü değildi. Çok pas hatası yaptı. Belki de orta sahada yalnız kaldığı için oyunu bozmada eski günlerdeki kadar iyi değildi. Ayağına her top geldiğinde tribündekiler homurdanıyordu; “Okan orada dururken bunun ne işi var sahada” gibilerinden. Ama gel gör ki, o son dakikada koca saha içinde gidebileceği en uygun yere gitti ve kafasını topa uzatıverdi. O ana kadar yaptığı her şey de unutuldu gitti. Artık ‘O’, biraz müztehzi bir ifadeyle karşılansa da o sıkıcı maçın ‘kahramanıydı.’ Maç sıkıcıydı, ama ‘tüyler ürpertici’ başladı. Beşiktaş kapalısı iki takımı elele tribüne çağırdığında ve bu çağrı bir süre karşılıksız kaldığında açıkçası korktum, tatsız bir şeyler olacak diye. Neyse ki, kimsenin uyanmadığı işe Fatih Tekke uyandı ve Beşiktaşlılar’ı da uyararak elele tribüne geldiler. Yaşlanıyor muyum neyim, bu tür sahneler beni çok etkiliyor. “Helal olsun” dedim içimden şu Beşiktaş kapalısındaki ‘ortak akıla...’ Ama ‘sevimli bir hain planla’ eski açığa sızmayı başaran o bir grup Trabzonspor taraftarıyla kavga çıkarmayıp, bu muzipçe girişimi daha sevimli hale getirebilseydi o tribündekiler, çok daha şenlikli olacaktı her şey. O sıkıcı maç bambaşka bir anlam kazanacaktı. Hepimiz görecektik ki, biz bu toprağın çocukları, aynı tribündelerde aynı neşe içinde başka takımları tutarak da varolabiliriz. Bu sefer olmadı, umut bir sonraya... Küfür yok muydu? Beşiktaş’ın başlattığı ‘Küfür etme, ettirme’ kampanyası 85 dakika dayandı. Ondan sonra edilen de ‘ihmal edilebilir’ orandaydı. Asıl küfür stat çıkışında Taksim’e doğru yürürken başladı. İrili ufaklı gruplar, içlerinde biriktirdikleri küfürleri pervasızca bağırarak çıktılar Taksim’e. Görünen o ki, Beşiktaş’ın bu hayırlı kampanyası bir süre daha stat içiyle sınırlı kalacak. Kampanyaya karşı çıkmak için değil elbet, ama küfür etmenin insanın içindeki şiddet duygularını yumuşattığını düşünenlerdenim. Cemal Süreyya gibi düşünmeye yatkınım küfür konusunda... Şöyle der, usta; “Küfür diyorum bir saldırmama eylemidir. İnsan süsüdür günah.” Sanki küfür eden de, edilmesini istemeyen de durumu fazlaca abartıyor gibi. Edilmese şahane olur da, küfür edemeyen bazılarının tepkisini başka türlü göstermek zorunda kalabileceğini ve bunun da daha şiddetli olmayacağını kimse iddia edemez diyorum. Yanılıyor muyum? Belki de...