Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

10 Aralık 2016 Cumartesi
İtalya nire Türkiye nire!

Neden inanamıyoruz İtalya’daki temizliğin bizde de olabileceğine? Süpürgeleri eline alan adalet dağıtıcılarının ortalığı pür-ü pak yapabileceğine... Çünkü deneyimlerimiz kırıyor inancımızı...

18 Temmuz 2006, Salı Yorum Yaz
A+ A-

Milliyet’ten Cemal Ersen’in haberi diyor ki, İtalya’da olanlar Türkiye Futbol Federasyonu’nu harekete geçirdi.. Ne olacakmış? Türkiye’de de bu işlerin üstüne gidilecekmiş, hem de sonuna kadar. Peki, şimdiye kadar neden gidilemiyormuş? Çünkü mevzuat bu işlerin üstüne gitmeye izin vermiyor, adalet dağıtıcılarının elini kolunu bağlıyormuş. Cemal’in Milliyet’teki haberinde 2000 yılından bu yana tam 15 dosyadan ‘çıt çıkmamış’. Bütün bu kiri temizlemek için başkalarının balkonundaki kar beyazı çamaşırları mı görmemiz gerekiyordu? Bizim temiz çarşaflarda yatmayı, temiz gömlekler giymeyi akıl edecek bir beynimiz ya da yüreğimiz yok muydu? 80 yaşındaki bir İtalyan yargıcın yapabildiğini biz neden yapamadık şimdiye değin? Yapamazdık, çünkü bizim daha mühim meselelerimiz vardı; kaç sezondur yaptığımız tek şey ‘hakem hatası kovalamak’ ve kovaladığımız her hatanın ardından da mutlaka bir şike kokusu almaktı. Bu kadar hakem konuşulan, bu kadar şikeden, maç satmaktan, maç almaktan bahsedilen bir ülkede hâlâ yasal bir düzenleme yapılmaması size de garip gelmiyor mu? Peki aramızda bu meselenin halledilebileceğini samimiyetle düşünen birileri var mı? Kendi adıma ben umutsuzdan öte umutsuzum. Nedeni de, bu güzide ülkedeki yöneticilerin ‘iş yapma biçimleri.’ Göreceksiniz, bu mesele lig başladığı andan itibaren unutulup gidecek ve hepimiz televizyonların karşısına kurulup ışın tabancalarımız olan uzaktan kumanda aletleriyle geçen yıllardan yarım bıraktığımız ‘hakem avlama’ oyununa dalacağız keyifle. Ve yine hiç bir şey olmayacak... Yanılmayı o kadar çok istiyorum ki... Ailton bayılton Gazeteciler zaman zaman klişelerin esiri olurlar ve bu da çoğu zaman değilse de zaman zaman komik durumlar ortaya çıkarır. Şöyle yazar bazı fotoğraf altları, “.... futbolcular moral depoladı.” Artık nasıl depolanıyorsa bu moral? Dünün beni güldüren tanımlaması ise Ailton’dan hâlâ ‘Brezilyalı yıldız’ diye bahsedilmesi oldu. Bir kaç yıldır Beşiktaş’ın sürdürdüğü anlaşılamaz transfer politikasının şahikalarından olan Ailton, 6 valizle memlekete döndü. Denilen o ki, Ailton’u Brezilya ya da İsviçre’den bir takıma ‘kakalamaya’ çalışıyormuş Beşiktaş. Ben kendi adıma sahada izlediğim Ailton’un ‘yıldız’ değil, ama iyi bir futbolcu olduğunu düşünüyorum hâlâ. Yine de Beşiktaş’ın ne o zaman ne de şimdi, Ailton stilinde bir oyuncuya ihtiyacı olmadığı kanısındayım. Ailton, hesapsız kitapsız yapılan transferlerle 100. yıldaki o ‘taş gibi takım’ın ardından Beşiktaş’ın nasıl sıradanlaştırıldığını göstermesi açısından çarpıcı bir örnek. Tuttuğum takımda ‘yıldız’ futbolcu görme meraklılarından değilim. Daha çok düzeni tertibi, bir anlayışı, tarzı olan, sahada ne yaptığını anlayabildiğim takımları izlemektir muradım. Ailton olur olmaz, bilemem. Öyle peşin konuşmayı da sevmem, ama bu sezon da kapalıdan çoğu maçta canım sıkılmış olarak ayrılacağım gibi bir his var içimde.