Hocam! Soru sorabilir miyim?

29 Aralık 2008, Pazartesi 04:30
- A +

Yıldırım Demirören ile Kenan Öner’in bana hiçbir şey öğretmeyen basın toplantısını izlerken çocukluğumdan bu yana tuttuğum takımın geleceği için büyük bir umutsuzluğa kapıldım. Acemilik fikirsizlikle harmanlanmıştı ve taraftarı tavlamanın en kolay yolu olan “Bizi hakemler yakıyor. Üzerimizde oyunlar oynanıyor. İçimizdeki hainler de buna çanak tutuyorlar” etrafında alıcı kuşlar gibi dönüp durdu konuşmalar. Ancak bu basın toplantısının ardından hep birlikte düşünelim diye benim aklımda bazı sorular kaldı. Şöyle ki...

Tablo Demirören’in çizdiği gibiyse, Beşiktaş maçlarını hangi hakemler yönetecektir? Yoksa Beşiktaş maçları hakemsiz oynanacak, futbolcular mahalle de olduğu gibi kararları kendi aralarında anlaşarak mı vereceklerdir? Öneriler nelerdir?

Eğer gerçekten Beşiktaş’ın kötü görünen oyununun müsebbibi TFF, MHK ya da Lig TV’nin döndürdüğü ‘ortak dolaplarsa’, Beşiktaş Kulübü’nün kendi başkanına neden 50 milyon Dolar’a yakın borcu vardır? Durum kendi analiz ettiği gibiyse başkan neden bu kadar hoca değiştirip, neden bu kadar futbolcu transfer etmiş/ettirmiştir? Değer midir, bu kadar ‘kirli bir lig’ için elini yeniden kirletip, kulübü gırtlağına kadar borca sokmaya?

Demirören, “Verdiklerimi almadan gitmem” diyor. Ben ve tribüne gelen binlerce arkadaşım yıllardır peşin para verip kombine almaktayız. Bize bunca yıldır izlettirilen kötü futbol için paralarımızı geri istesek, Demirören gibi mi davranmış oluruz?

Acaba takım her defasında yeniden kurulurken harcanan paralardan birileri ‘payına düşeni’ fazlasıyla almış mıdır? Örneğin, Zapo ve Sivok’u kim izlemiştir? Bu iki oyuncu yaklaşık 1’er milyon euroya alınacakken nasıl olmuştur da 9 milyon Euro’dan fazla paraya ‘Beşiktaş’a kazandırılmıştır?

Beşiktaş’ın kötü oyununda  kulübeye çakılı oynayan Seric’in transferinin bir etkisi yok mudur? Eğer denildiği gibi Seric zaten, üç paraya hatta bedavaya yedek oyuncu statüsünde alındıysa, şimdi kontenjan boşalsın diye neden gönderilememektedir? Sıkı bir sözleşmesi mi vardır yoksa? Acaba Beşiktaş takımı gerçekte ‘yanlış oyuncu’ tercihleriyle kurulmuş olabilir mi?

Geçen sezon Gordon Schildenfeld’i kim görüp, almıştır? Kim, neden göndermiştir?

Demirören kötü sözleri için benim ve Giresun’dan Rize’ye kadar uzanan geniş akraba topluluğumun da dahil olduğu Türk halkından özür dilemiştir. Acaba benden ve akrabalarımdan değil de, o kötü sözü sarfettiği insandan, onun yakınlarından örneğin annesinden özür dilese daha doğru olmaz mıydı? 

Fulya ve stat projeleriyle ilgili sorulara ise yer kalmadı.

Ben basın toplantısından Beşiktaş’ın yapısal sorunlarına dair yeni açılımlar bekliyordum. Bir tür özeleştiri yani. Ama anladım ki, herkes suçlu, bir tek yönetim suçsuz ve de çaresiz.  Belki bu yazıdan da şu sonucu çıkaracaklar olabilir; bu kadar soru sorduğu için aslında gizli bir Fenerli/Galatasaraylı olan ve Beşiktaş’a sızmayı başaran ‘uykudaki ajan Cem Dizdar’ da ‘kulübü yıkmak isteyen hainler’dendir. Herşeyin aslında tam tersi anlam içerdiği, “ak” denildiğinde “kara”nın anlaşılmasının gerektiği bir ülkede bu da olabilir mi? Olur mu olur!

YORUM YAZ