Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

06 Aralık 2016 Salı
Engin sorular

Nedir bu adamın kerameti? Bilgisi mi? Görgüsü mü? Yoksa gücü mü?.. ‘Beşiktaşlı duruşu’ mu bu? Ya da yanlış takımı mı tutuyoruz bunca yıldır? Kimse anlamıyor neden böyle olduğunu... Neden Sinan Engin ve neden Beşiktaş?

13 Ağustos 2007, Pazartesi Yorum Yaz
A+ A-

Nedir bu adamın kerameti? Bilgisi mi? Görgüsü mü? Yoksa gücü mü?.. ‘Beşiktaşlı duruşu’ mu bu? Ya da yanlış takımı mı tutuyoruz bunca yıldır? Kimse anlamıyor neden böyle olduğunu... Neden Sinan Engin ve neden Beşiktaş? İyi hafızası olan biri hiçbir şeyi anımsamaz, çünkü hiçbir şeyi unutmaz diyor Samuel Beckett. Benim hafızam o kadar kuvvetli değil ama okuma yazmayı, arşiv kurcalamayı bilirim. Bir de, “hatırlarım..” Önceki gece İnönü’de “futbolun sadece futbol olmadığına” inanan ciddi bir kalabalığın arasındaydım. Neden böyle olduğu anlayamıyordu insanlar, elbette ben de? Soruyorduk; “Neden yine Sinan Engin ve neden Beşiktaş?” Bir kaç soru daha, “Nedir bu adamın kerameti? Bilgisi mi? Görgüsü mü? Gücü mü?” Kimsenin yanıtını bulamadığı bir sürü soruyla doluydu İnönü Statı. Dillerden düşmeyen ‘Beşiktaşlı duruşu’ bunu mu emrediyordu? Sinan Engin’i? Yoksa biz mi yanılıyor, farklı ve ulvi anlamlar yüklüyorduk tuttuğumuz takıma?.. Ya da bunca yıldır yanlış bir takımı mı tutuyorduk? Yoksa, Müslüm Gürses’in insanlığın o en derin itirazını dile getirdiği şarkısındaki gibi “Biz hep yenilmeye mahkum muyduk?” Kerameti mi nedir? Bilmem! İnsanlar çok anlaşılır olarak, Beşiktaş yedek kulübesinde mafya babalarıyla telefon konuşmaları yapan, onlara “Abi”, “Meraklanma abi hallederiz” diyen birilerini görmek istemiyordu. Evet, ortada kanıtlanmış bir suç yoktu ama yine de sürmekte olan dava varken Sinan Engin’in o kulübeye oturtulmasının bir anlamı da yoktu. Fakat ben kafayı sadece buna takmış değilim... Benim kafayı taktığım şey elbette bu en önemlisi- daha çok “Sinan Engin’in kerametinin ne olduğu?” Nasıl biri olduğunu, nasıl bir dil kullandığından tabii ki izlediğim televizyon programlarındaki üslubu ve yazdıkları üzerinden- üç aşağı beş yukarı kestiriyorum. Sözde sağa sola kafa göz girişen, ama kendinden güçlü biri olduğunu sezdiği anda sinen biri gibi geldi bana. Yanılıyor da olabilirim ama kasetler beni doğruluyor gibi sanki.. Televizyonlarda gazetelerde bolca örneğine rastlayacağımız, kırıp döken, kırıp döktükçe öne geçtiğini düşünenlerden. Düşünün, ilk olarak ne yaptı? Daha ilk maçında, Almanya’da, futbolun ‘en sessizi’ hakeme girişti! Neden, çünkü en kolayı ve yenilmiş takımın taraftarının en hoşuna gidecek olanları söyledi. “Biz Fener’e değil hakeme yenildik” demeye getirdi. Olmadı ya, o en azından olmuş gibi yapıp o anı kurtardığını düşündü. Fakat ‘Sinan Engin kerameti’ konusunda yazacaklarım bu yazıya sığmaz. Daha eski dönemlerinde yapılan transferler, hocaların “İllallah” diye yaka silkmeleri var ki, onlar başka yazıların konusu. Yani söyleyecek çok sözümüz var ama yavaş yavaş. Tribündeki herkes kendinin adamıdır Ve fakat son olarak Konya maçından sonra yaptığı açıklama hakikaten “kim olduğu, nasıl düşündüğü” konusunda çok öğreticiydi. Bakın ne diyor Sinan Engin; “Çarşı’yı 3-5 kişi ile 10 kişi ile sınırlandırmamak lazım. Bu taraftarlar bana zamanında “İmparator” diye bağıran kişilerdi. Burada bir muhalif kesim gibi düşünelim. “Sinan Engin geldi ve her şey düzelecek” gibi düşündüler ki bunu yaptılar. Ben bu arkadaşlara kızmıyorum. Ben istesem “Hoş geldin” diye 50 tane pankart astırırdım.” İşte, şimdi bu olmadı.. Ben ve en az 50 arkadaşım yaklaşık 10 yıldır Kapalı tribüne gideriz. Hiç birimizin ağzından “İmparator Sinan” diye bir söz çıkmadı. Demek ki, gerçekten de taraftarın hepsi aynı düşünmüyormuş. Ama daha tuhafı şu son bölüm, “Ben istesem 50 tane pankart astırırdım.” Yani diyor ki Sinan Engin, “Benim tribünde 50 pankart asacak kadar adamım var.” Vallahi, ben bunu anladım. Ben onca yıldır Kapalı tribüne giden biri olarak orada kimsenin adamı olan birine rastlamadım. Evet, o tribünde insanlar birbiri gibi düşünmüyorlar. Bundan daha anlaşılır ne olabilir ki. Evet, o tribünde insanlar Sinan Engin için pankart da açarlar, biliyorum. Ama onlar bunu Sinan Engin istedi diye değil, kendileri öyle düşündükleri için yaparlar ve açarlar. Ben o tribünlerde Sinan Engin’in adamı olacak kadar onursuz birilerinin olduğuna hiç ihtimal vermiyorum. Ama Sinan Engin’i beğenen insanlar olduğunu da biliyorum. Engin’in anlayamadığı bu. Belli ki kendisi, ‘emir komuta’ zincirinden iyi anlıyor. Ama iddia ediyorum, istese de o tribüne 50 tane pankart astıramaz. Denesin ilk maçta... Hepsi gider taraftar kalır Kimsenin genel olarak taraftarları, özel olarak da Beşiktaş taraftarını aşağılamaya hakkı yoktur. Çünkü, tıpkı tribünde söylendiği gibi; “Burası Beşiktaş alayına gider...” Hepsi gider, taraftar kalır. Bir de şu “100. yılda ben şampiyon yaptım 101. yılda herkes işe karıştı, yapamadım” yollu açıklama için söylenecek söz bile bulamıyorum. Fakat hala niye halaysa- şaşıyorum, Beşiktaş futbol takımı, sorumluluklarından böyle basit açıklamalarla sıyrılmaya çalışan birine emanet edilmiş ya, vallahi şaşıyorum. Ben Sinan Engin’in bunca yıl sonra daha tecrübeli, en azından daha diplomatik davranacağını düşünmüştüm ama şükür ki “beni yanılttı...” Lafı uzattım, sıkıcı oldu biliyorum. O nedenle hep beraber biraz rahatlayalım isterim. Ben yazıları daha çok şarkılarla şiirlerle bitiririm. Bu kez de Ajda Pekkan’ın o enfes şarkısını bulun, hep birlikte dinleyelim; “Arkanı dön ve çık...” Not: Dünkü maç yazısı telefonla yazdırıldığı için dijital bir kavram kargaşası olmuş. Gerçi fena da olmamış ama başlıktaki ve yazının içindeki “Şaplak”, “Çatlak” olacaktı. Özür dilerim...