ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM




Daha iyi bir görüntü için telefon çevirin!

YAZARLAR

Dövüş Kulübü

13.08.2005

Şöyle diyordu maçın ardından Rıza Çalımbay; “Daha dikkatli davransak, skor farklı olabilirdi...” Doğru da, şu neden mümkün değildi? Vaduz forveti, Beşiktaş’ın gösteremediği dikkati gösterse ya da kalede Cordoba yerine biraz daha dikkatsiz ve daha az konsantre bir kaleci olsa, maç neden 5-1 bitmesindi... Yani, Çalımbay’ın maç sonu verdiği demeç, demeç olmaktan çok üzerine hiç düşünme gerektirmeyen ‘kes yapıştır’ türünden bir ‘klasikti...’

Son zamanlarda bu kadar içimi sıkan, sinirimi bozan bir maçını daha izlediğimi hatırlamıyorum Beşiktaş’ın. Hayır, kötü oynadığı çok maça gittim, çok maçını da izledim televizyondan, ama bu kez hakikaten sinirim bozuldu. Bir ara televizyonun karşısında içim geçmiş, 3-5 dakika kadar şekerleme bile yapmışım. Çalımbay, futbolculuk zamanlarını hatırlamış olmalı ki, takımın en ‘inanmış’ oyuncularını sahaya sürmüştü. Sekiz dokuz tane, futbol oynamaya çalışan (oynayan değil çalışan) Beşiktaş forması giymiş genç adam, oradan oraya koşturup duruyor, topun çevresindeki Vaduzlular’a aman vermiyordu! İnsan düşünmeden edemiyor, acaba bu maçı daha az efor sarfedip, enerjiyi daha ekonomik kullanarak, daha yaratıcı ve seyri zevkli bir hale getirebilir miydi, Rıza Çalımbay? Benim yanıtım; “Biraz zor” oluyor... Beşiktaş, sanki futbol oynamaya değil de dövüşmeye çıkmış gibiydi. Herkes bu kadar gergin, bu kadar ‘savaşçı’ olunca, ortaya estetik açıdan zevkli bir oyunun çıkması elbet beklenemezdi. En hazin olanı da, maçın sonlarına doğru Veysel Cihan’ın yaşadıklarıydı. Sergen girdikten sonra ‘bir ses’ ona sürekli orta sahaya doğru gelmesi konusunda komutlar yağdırdı, durdu... Belli ki, Veysel de dumur olmuştu... Sırtı kaleye dönükken, kendisine atılan hemen hemen hiç bir topu kontrol edemeyen, edebildiklerinde de fena halde zorlanan Veysel’den hücuma yönelik bir orta saha oyuncusu icat etmek tuhaftı doğrusu. Bir başka tuhaflık da, sırtları kaleye dönükken top kontrolleri gayet zayıf olan Youla ve Veysel’e en geriden aralıksız ve amansızca top gönderme çabasıydı. Örneğin, Gökhan Zan’ın ileri vurduğu hiç bir top yerini bulmadı. Toplar ya rakibe gitti ya forvetteki ikili topu kontrol etmeye uğraşırken Vaduzlular basıp aldı. Diyeceğim o ki; son iki maçta televizyondan izlediğim Beşiktaş, kondisyonlu, ama teknik olarak çok hazırlıksız bir takım gibi geldi bana. Şu izlediğimiz oyuncularla teknik ve taktik olarak üst seviye bir oyun tutturabilinir mi, emin değilim... O zaman akla ‘bu oyuncular neden alındı’ ve ‘bu takım neden böyle oynatılıyor’ sorusu geliyor. Eğer Ailton, Kleberson ve Tümer eklenince takımın çehresi değişecekse, o zaman da başka sorular gelecek akla... Yine de o sorular için Beşiktaş’ı İnönü’de çıplak gözle izlemeye ihtiyacımız var...