ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM


YAZARLAR

Dokunulma korkusu

01.11.2004

İnsanın en eski korkusudur, dokunulmak... İnsanoğlu, bilinçli bir varlık haline geldiği andan bu yana kimseyi kendine ‘dokundurtmaz.’ Sıkı filozof Elias Canetti çok mühim kitabı ‘Kitle ve İktidar’da, karanlıkta beklenmedik bir dokunuşun sebep olduğu korkunun paniğe kadar varabileceğini söyledikten sonra ‘dokunulma korkusu’ndan yalnızca ‘kitle’ içinde kurtulunduğunun altını çizip, korkunun karşıtına dönüştüğü tek kurumun da ‘kitle’ olduğunu belirtir. Der ki, “İnsan kendini ‘kitle’ye bırakır bırakmaz artık kitlenin dokunuşundan korkmaz olur.”

Bu ‘kitle’ adı verilen muazzam kalabalığın, kural koyucuların kurallarından bağımsız ‘kendi koyduğu kuralları’ vardır. Eğer o kuralları bir parça sezecek kadar akıllıysanız, kitle ile ilişkiniz de o denli sağlıklı olur. Bu buram buram bilim kokan girizgahın ardından konuyu maça bağlayalım. Beşiktaş-Fenerbahçe maçının devre arasında Canetti’nin ruhuna rahmet okutacak olaylar yaşandı, Beşiktaşlı ‘kitle’ ile polis arasında. Sıkılan biber gazları, inip kalkan coplar, tekmeler tokatlar, küfürler gırla gitti orada. Peki ama neden? Aslında görevi oradaki ‘kitle’nin güvenliğini sağlamak olan emniyet güçleri, otorite derdine düşünce, biz tribündekiler de ‘can derdi’ne düştük. Başını göremedim, ama benim de bulunduğum kapalının ön tarafında her maçta olabilecek türden ufak çaplı bir nümayiş meydana gelmiş. Bunun üzerine bir kaç polis memuru nümayişe biber gazı sıkarak dahil olunca iş çığırından çıktı. ‘Kitle’nin dilinden, ruhundan hiç anlamayan polislerin belki bir emirle başlattıkları bu girişimin ne kadar vahim sonuçlar doğurabileceğini o kalabalığın içinde olmayanların pek anlayabileceğini sanmıyorum. ‘Arkadaşlar, lütfen sakin olalım’ gibi huzur veren bir tutum yerine ilk anda güç kullanmayı düşünmek, yani Beşiktaş taraftarına ‘dokunmak’, kitleyi panikletip daha vahim olaylara yol açabilirdi. Kavga büyüyebilir, ezilmeler yaralanmalar olabilir ya da o gaz sıkılan insanlardan bazıları ‘astım’ gibi biber gazına alerjik bir hastalık taşıyor olabilir ve fenalaşabilirdi. Neyse ki, aklı selim polis müdürleri duruma bir süre sonra el koyup işi tatlıya bağladı. Muhtemelen o ‘mini kavga’ araya giren diğer Beşiktaşlılarca zaten bastırılacak ve iş tatlıya bağlanacaktı ama polis bu sert tutumuyla, Beşiktaş taraftarının kendi kendisine barışmasına izin vermek istemedi. Sonuçta otoritesini yitirmiş görünen de yine polis oldu. Çünkü olayların sonunda orayı terk etmek zorunda kalan onlardı. Bu minicik olay bir kez daha gösterdi ki, emniyet güçleri ‘toplumsal refleksleri’ anlayıp onu yönlendirmekte yeterli birikime henüz sahip değil. Gelelim maça... Bence maça dört şey etki etti... İbrahim Üzülmez ve Juan Francisco Garcia soldan, Okan Buruk ortadan, Beşiktaş taraftarı tribünden... Doğru; Carew, Sergen ve diğerleri de çok çalıştı ama özellikle Okan, Fenerbahçe’yi neredeyse tek başına kendi sahasına hapsetti. O boyuyla her hava topunu aldığı gibi Marco Aurelio’dan başlayan bütün pas bağlantılarını bir bir koparınca Fenerbahçe de ‘kal oldu...’ Ondan sonrası zaten kolaydı. Yine de Cumartesi günü maçı ‘deli gibi koşarak’ kazanan Beşiktaş, harcadığı enerji ve yarattığı gol pozisyonu açısından hala ters orantılı bir takım. Ama Del Bosque yavaş yavaş ‘işin sırrını’ çözüyor gibi görünüyor.

0 YORUM