Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

04 Aralık 2016 Pazar
Dersimiz Terim!

Öyle tahmin ediyorum ki en çok, konuşmasının "Ders almam, ders veririm" bölümü üzerine yazılacak. Ben de ordan başlayayım ama...

12 Eylül 2007, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Ben futbolu hep başka bir yerden okumaya çalıştım, tabii aklımın erdiğince. Futbolun tekniğinden taktiğinden çok ‘insanlık durumu’yla ilgilendim. Sonuçta, futbol bir oyundu, kazanılan, kaybedilen ve en güzeli berabere kalınılan bir oyun. Ama öyle de bir oyun ki, esasen bir ‘iktidar’ mücadelesi alanı.
Fatih Terim’in son basın toplantısı bunu bir kez daha kanıtladı. Tahmin ediyorum ki en çok, konuşmasının “Ders almam, ders veririm” bölümü üzerine yazılacak. Ben de ordan başlayayım ama, lafı biraz ‘bilimsel’ olarak dolandırayım da istiyorum.
Terim’in “basını ve kendi gibi düşünmeyenleri fırçalama” toplantısından sonra Arno Gruen’in “Empati’nin Yitimi” adlı kitabının, bu ‘ruh haliyle’ ilgili bölümlerine, bir daha hızla göz attım.
“Düşmanlar” diyor Gruen, “Bizim çaresizliğimizin yerini alırlar. Kendimizi güçlü, katı hatta şiddet eğilimli göstererek kendi yüzümüzü, kendi zayıflığımızı ve çaresizliğimizi diğerlerinden olduğu gibi kendimizden de saklarız.”
Bir başka saptama daha yapar; “Şiddeti harekete geçiren insanın kendi kurban durumunda oluşu karşısında duyduğu nefrettir. İnsanlar suçluluk duygularından ne ölçüde kurtulabilirlerse, yani duygularını bastırmada ne kadar başarılılarsa diğerleri tarafından liderliğe getirilme olasılıkları o kadar artar.”

Araştırma konusu
Futbolu oyun değil, bir savaş, bir iktidar mücadelesi haline çeviren dilin en iyi temsilcilerinden biridir Terim. O nedenle dün yaptığı gibi sık sık “Ben prestijimi ve yerimi savaşarak, vuruşarak, emek vererek elde ettim” demek ihtiyacı duyar.
Ama onun ruh halinin en belirgin göstergesi bana kalırsa birbirine bağlı şu bölümlerdir; “Zaferleri yaşadım, başarısızlıkları tattım. Bilir misiniz, başarısızlıkları tek başına göğüslemenin ne büyük cesaret istediğini. Bu vicdansızlarda, bu cesaret var mıdır? Ben o cesareti gösterdim. Sadece evime gittim, sığınacağım tek liman ailem oldu. Yine karşınızdayım, aslanlar gibiyim. Ne kalemimin, ne mikrofonun arkasındayım.”
Sadece bu paragrafta bile “Toplumsal ikonlar nasıl yaratılır?” üzerine yapılacak bir araştırma için gereğinden fazla malzeme var. Eleştiriye kapalılık, kendi gücü için ‘öteki’ni aşağılama ve ‘öteki’ne karşı sinik bir nefret, başarısızlık hissi karşısında sığınılan aile ve tekrar ‘aslan gibi ortaya çıkma...’

Fatih Terim ikonu!
Nerede hatırlamıyorum, bir yerde okumuştum; “Bu ülkede başarılı olması en çok istenen kişi Fatih Terim’dir” diye. Çünkü Terim, bu ülke vasatının, ortalamasının başarılı olmuş hali olarak algınan bir ‘ikon’dur. Dünya Kupası’nda milli takımı üçüncü yapan Şenol Güneş ya da diğerleri bu vasatı tatmin etmeyi başaramazdı. Nedeni ayrı bir yazı konusu.
Benim için Fatih Terim imgesi -kendisi değil sadece imgesi çünkü kendisini tanımam-; taş çarpmış bir arabanın ön camı gibi ağır ağır ve içten içe kırılan bir şeydir. Sondan bir önceki en keskin çatlağı 2005’teki Şampiyonlar Ligi finalinin devre arasındaki maç değerlendirmesinde yaşamıştım. Devre 3 -0 bitmişken şuna benzer bir laf söylemişti Terim; “İtalyan mentalitesi artık burdan maçı vermez.” Hatırlamayanlar için, Liverpol maçı penaltılarla kazanmıştı.
Bu son ‘fırçası’yla birlikte benim için arabanın ön camı tuz buz olmuştur. Terim, ben artık “Sizinle küstüm turnuva bitene kadar konuşmam” dedi ama benim biraz daha yapacak ‘analizim’ kaldı. Acaba ‘üzüm yemedim diye bağcı bana yine kızar mı?’ dersiniz.