ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM




Daha iyi bir görüntü için telefon çevirin!

YAZARLAR

Çocuklara kıymayın efendiler!

20.09.2005

Mizah duygusunu yitirmiş bir toplum mu olduk, yoksa ezelden ebede kadar acımasız kalacak birileri miyiz, karar vermekte zorlanıyorum.

Hayatımızı ve İstanbul’u yönetenler, İstanbul takımlarının arasındaki maçlarda rakip taraftarı tribüne almama kararına varmıştı, hatırlarsanız. Elbette onların, kitle ruhunu, eğlencenin - hele de kitlesel eğlencenin - bireydeki yaratıcılığını, birey iktidar gerilimini ve de ‘sıradan insana’ ait bir sürü karmaşık davranış biçimi üzerine düşünüp, anlamaya gayret etmelerini beklemek iyi niyet olurdu. 100’e yakın Fenerbahçe taraftarı İnönü Stadı’na sızıp ‘korsan’ koyunca, onları stada almama kararına varanlar o an ne düşündüler, çok merak ediyorum. Örneğin, İstanbul Valisi de tıpkı benim gibi, “Eyvah! Şimdi katliam çıkacak” diye düşünmüş müdür dersiniz? Demek ki, yasaklamak tek başına çözüm değilmiş. Birileri sizi dinlemeyip yasağınızı delebilir ve hiç de istemediğiniz sonuçlar doğabilir. Oysa yönetici, bir durumu denetleyip, kontrol edebilen kişidir. İki sezon önce Beşiktaşlılar’ın Saracoğlu’nda sokmayı başardıkları ‘Korkak tavuk Ortega’ pankartı bir eğlenme biçimi olarak ne kadar zekice ve mizahiyse, pazar günü yapılan da o denli isyankar ve o denli mizahiydi. Elbette, bu görüşüme katılmayanlar çıkacaktır. “Bu kalkışma kötü sonuçlanabilirdi” diyecekler olacağı gibi, sonuca bakıp “Bakın bir şey olmadı” da diyecekler çıkacaktır. Ben, insana güvenenlerden olduğumdan ikinci gruptayım... Doğrusu ya, tribüne sızan o grubun taşkınlık yapmaya niyetli olduğu yolunda da bir izlenim edinmedim. Onlar çok sevdikleri takımlarını desteklemek için bir yasağı delmenin kendilerince bir yolunu bulmuşlardı. Beşiktaş formalarıyla içeri girip, küçük bir ‘korsan’ koyup, sonra da emirlere uygun stadı terk ettiler. Anlayamadığım, kuzu kuzu giderken neden acımasızca coplandıklarıydı. Zaten gözaltına alınmaya da bir itirazlarının olduğunu sanmıyorum. Parasını verip içeri ‘sızmış’ bu çocuklar için şöyle düşünsek ne kaybederiz; “Bir yaramazlık yapıp koyduğumuz yasağı muzipce delmişler. Belki de biz onlar için yanlış düşünüyor, onları anlayamıyoruz. Bu oyuna, bu takıma bu kadar bağlıysalar biraz hoşgörelim onları. Neden kötü niyetli olduklarını düşünüyoruz. Biz güçlüyüz ve hoşgörmek muktedirlerin ‘erdemidir’...” Ama ne yapıldı, para ödeyerek stata girme hakkını kullanan çocuklar için ‘Otoriteye kafa mı tutulur?’ yorumu yapılıp, çoğu coptan geçirildi. Yapmayın, çocuklara kıymayın efendiler... Problem bir yasağa başkaldırmakta değil, koyulan yasağın olumsuzluğundan ‘olumlu sonuç’ çıkarmayı becerip becerememektedir. Ülkemizin en derin fobisi olan ‘bölünme korkusu’nu yenebilmek için futbolda da yapılacak çok basit şeyler var; rakip taraftarı tribüne alıp, kimsenin burnu kanamasın diye güvenliği sağlamak... Yani ‘bölüp’ ayırmak değil, kaynaştırmak ve saygıyla dayanışmalarını sağlamak.. Bırakın çocuklar güle oynaya, ağlaya üzüle ama efendice yan yana maç izlesin. Benim gönlümden geçen ise bambaşkaydı... Beşiktaş taraftarının Fenerliler’e bir kontenjan ayırıp hep birlikte içeri girmeleri ve bir ilki daha gerçekleştirecek adımı atıp, ‘Bakın biz adam gibi yan yana oturabiliyoruz. Sandığınız kadar kötü çocuklar değiliz’in mesajını vermeleriydi. Umarım bu daha sonraki maçlarda hayata geçirilir de, bu korkuyu hep birlikte yeneriz.

0 YORUM