Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

10 Aralık 2016 Cumartesi
Beşiktaşlılık ruhu nedir?

Yıllar önce ’Ahmet dursun, Seba gitsin’ diye bağırıldığı günlerde atılmıştı ‘karşı devrim’in ilk adımları. Seba’nın yerine ‘beyaz Türkler’ geçip oturduğundan beri Beşiktaş’ın başına, kendini iyi hissetmez oldu bu takımın bağlılarının büyük bölümü.

09 Kasım 2006, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

İki kuşaktır iddiaları, Beşiktaş’ı ‘Avrupa takımı’ yapmaktı. Kendileri pahalı elbiseler giyip, gıcır arabalara binince, Avrupalı olduklarını sanıyorlardı ya, takımı da öyle yapacaklardı güya. 100. yılında şampiyon oldu takım. 101. yılında ise tarümar... Sonradan polisin dinlediği ‘yeraltı’ telefonlarında, ‘namlı Beşiktaşlı büyüklerin’ adının sık sık geçtiği, o büyüklerin ‘yeraltından’ yardımlar aldığından söz edildiği de ortaya çıktı ya, kimse ‘şampiyonluğa’ halel gelmesin diye işin üzerinde fazlaca durmadı. O zamanlardan bu zamanlara, Beşiktaş çok değişti. Kendi olmaktan çıktı. Takımın bütün değerleri, ‘bugüne uyarlayacağız’ denilerek, yerle bir edildi. Aklım erdiğinden bu yana Beşiktaşlı olan ben, bu takımın taraftarı olduğum için kendimi hep iyi hissetmiş biriyim. Eminim, diğer takımları tutan insanlar da kendilerini benim gibi hissediyorlardır, bu ayrı mesele. Beşiktaş, Türkiye’de başka ‘ruh hali’ni temsil etmesi bakımından benim için önemli. Kendi yağıyla kavrulmak denirdi buna eskiden. Olanaklarını kullanmak, kullanılacak olanakları geliştirmek bunu yaparken futbol üzerine, hayat üzerine düşünmek. Yoksa, “Bas parayı al pahalı topçuyu” formüllerin en kolayı. Futbol, futbolcuyla olduğu kadar ‘ruh’la oynanan bir oyundur. Ama futbol, her şeyden önce bir oyundur. Beşiktaş, bugün tribüne giden gitmeyen bağlılarına zevk vermiyorsa ilk terk ettiği şeyi, ‘oynamayı’ hatırlamalıdır. Eğlenmeyi hatırlamalıdır. Taktik-teknik bundan sonra gelir. Ve Beşiktaş’ın muhtaç olduğu ‘ruh’ tribünlerinde hiçbir tribünde olmadığı kadar mevcuttur. Beşiktaş ötekilere benzemez. Ötekilere benzerse ‘yiter gider.’ Hayatı kavrayışı, ona bakışı onunla kurduğu ilişki, bambaşkadır. Köyiçi’nin, balık pazarının ruhudur Beşiktaş. Paylaşmayı bilen, dayanışmayı becerendir. Her sabah selamlaşmadır, günaydındır, iyi akşamlardır Beşiktaş. Para değildir hatta anti-paradır. Eşitlikçidir, adaletçidir, hak tanırdır. ‘Bu dünya düzeni’ Beşiktaş’a, Beşiktaşlıya mutluluk getirmez. Bunun hocayla, futbolcuyla ilgisi yoktur. Bu yönetimlerin tercihi olan endüstriyel futbola tapınmanın ve bu nedenle Beşiktaşlı olmayı terk etmenin ıstırabıdır. Oysa, sahaya hep yenmek için çıkma ama yenip yenmemek, şampiyon olup olmamaya takılmama halidir Beşiktaş. Beşiktaş, sadece ve öncelikle ‘oynamaktır.’ Kendiyle oynamaktır, hayatla oynamaktır ve futbolla birlikte hayata katılmaktır, hepsi o. Gelin bir hafta kapalı tribüne bakın futbol nasıl oynanıyor tribünde. Hangi takımı tuttuğunuz önemli değil, sahada oynanan berbat oyuna rağmen tribündeki neşe ruhunuzu açacaktır. Evet tribünde isyan vardır. Neden şaşırıyorsunuz ki? Yoksa size isyanın kötü bir şey olduğunu mu öğrettiler? Evet, tribünde mizah vardır. Yoksa siz mizah sevmez, şakalaşmaktan hoşlanmaz mısınız? Evet tribünde hayat vardır ve Beşiktaş hayattır.