ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM




Daha iyi bir görüntü için telefon çevirin!

YAZARLAR

Ağzına biber sürerim!

11.02.2005

Cihat Aktaş’ın öldürülmesinin ardından tribündeki ‘taraftar’ için ‘büyük bir terbiye’ operasyonu başlatıldı. Amaç, şiddeti ve saldırganlığı önlemek. Eyvallah! Aklı başında birinin böyle ulvi bir amaca karşı çıkması düşünülemez elbet.

Ancak ‘LÜTFEN’ başlıklı anlaşılmaz metne dünyanın parasını harcayanlar, ısrarla ve inatla stat kapılarında yaşanan şiddete gözlerini yummakta kararlı görünüyor. Ne mi oluyor o kapılarda? İşte sadece benim yaşadıklarımdan küçük bir aranjman... Malum, tribüne gidenlerin yüzde 90’ı gibi çalışan ya da çalışan bir kişiden -öğrenciler gibi- geçinen kişileriz. Emeği, gayreti ya da bilgisiyle para kazananların haklarını koruduğunu iddia eden yürürlükteki hukuk, stat kapılarında ayaklar altına alınıyor her maç öncesi. İnsanların ceplerinde bulunan bozuk paralara dünyanın hiç bir yerinde örneğinin olduğunu sanmadığım bir uygulamayla el koyuyor polis memurları. Bir tür ‘yasal gasp’ anlayacağınız. Kimsenin sesi çıkmıyor. Çakmak, tespih, kalem gibi nesneler de mülkiyet hakları gözetilmeksizin toplanıyor. Şimdi düşünün, Türk parası yenilendi ve artık yeni madeni lira ve kuruşlar ciddi ciddi ‘işe yarıyor’. İnsanlar stada gelip stattan ayrılmak için minibüse -otobüse binerken, bir şeyler atıştırırken, ki bu içki de olabilir, bu paraları kullanıyor. Ne hakla bu paralara el konuluyor? Bu şiddet değil mi? Her hafta stat kapılarında onlarca polise ve özel güvenliğe rağmen yüzler kişinin cep telefonu çalınıyor. Bulunan bir tek cep telefonu var mı? Yok. Bu şiddet değil mi? Bu insanların haklarını kim koruyacak? Ya insanların sık sık bozulan stat kapılarında üst üste bekleşirken polis copundan, hakaretin binbir türünden nasiplenmeleri şiddet değil mi? Daracık koltuk aralarında oturmaya zorlanmaları, girilmeyecek haldeki tuvaletleri kullanmaları, stat çıkışlarında yetersiz kapılar yüzünden sık sık ezilme tehlikesi atlatmaları şiddet değil mi? Maç bitiminde gecenin o saati evlerine dönebilmek için sokaklarda deli danalar gibi vasıta aramak zorunda kalmaları, birç otobüse binmek için kilometrelerce yol gitmek zorunda kalmaları şiddet değil mi? Hayır mı? LÜTFEN! Bir de şu meşhur “küfür problemi” var.-Tribünde edilen küfür değil sövgüdür ya, neyse bir dil tartışması yapmayalım.-Bütün büyükler, statlardaki küfürden bıkıp usandıklarını söylüyor her fırsatta. Ama hepimiz Cem Yılmaz gösterisinde ya da G.O.R.A.’da ya da daha bir dolu gösteri ve filmdeki küfürlere gülerken gözlerimiz yaşarıyor. Bilinir G.O.R.A., Uzan operasyonu nedeniyle uzun süre gösterime girememiş ve bir bakanın girişimleri sonucu sinemalara ulaşmış, çok da iyi olmuştu. Şimdi bu iki yüzlülük değilde nedir? Olumsuz bir duruma karşı çıkacaksanız her yerde karşı çıkın. “Cem Yılmaz’da güleyim, tribündekini döveyim...” Yani ‘ağzınıza biber sürerim’ tavrı daha başından tutarsız, tutarsız olduğu için de çözümsüz uzak. Ama dileriz başka bir tutumla çözülür de hep birlikte kurtuluruz.

0 YORUM