Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

07 Aralık 2016 Çarşamba
Açılın kapılar maça gidelim

Fenerbahçe taraftarının İnönü Stadı’na alınmadığı ilk maçta yaşananlardan belli ki, İstanbul’u ve Devlet’i yönetenler ders çıkaramamış...

24 Şubat 2006, Cuma Yorum Yaz
A+ A-

O karşılaşmada, iyi bir organizasyonla İnönü’nün eski açık kale arkasına sızan 1000’den fazla Fenerbahçe taraftarı, mücadele başladıktan kısa süre sonra üzerindekileri fora edip, başlamışlardı tezahürata... Ben maçta kapalıdaydım, itiraf edeyim feci heyecanlandım ve bir o kadar da korktum... Heyecanladım; çünkü taraftar denilen ve iktidardakilerin potansiyel suçlu ilan ettiği kalabalığın ‘oyunu nasıl bozduğunu’ gözlerimle gördüm... Fenerbahçe taraftarı, “Yok öyle. Statlar bizimdir. Maç izleme hakkımızı elimizden alamazsınız...” diyordu. Korktum; çünkü bunu kendine ‘onur sorunu’ yapacak bir grup Beşiktaşlı üzerlerine saldırıp, aklıma bile getirmek istemediğim sonuçlara neden olabilirdi. Neyse ki olmadı, ama tribünü efendice terk eden Fenerbahçe taraftarı, polislerden eni konu dayak yedi. Ve onlar da, dayağın hırsıyla olmayacak bir işe kalkışıp, Beşiktaş semtinde cam-çerçeve indirdi. Şimdi, geldi-çattı bu maçın rövanşı... Hüküm kesildi; “İlk maça Fenerbahçeliler alınmadığından, Beşiktaşlılar’ın da bu maça alınmamasına...” Yani, ‘bir yanlışı ikinci bir yanlışla tedavi etmeye çalışmak’ diye formüle edilebilecek eski Türk geleneği yine hortladı. Şimdi bir felaket senaryosu yazalım... Karşılaşmaya 2000 biletli Beşiktaş taraftarı sızar. Saracoğlu’ndaki kale arkalarından birinde kümelenir ve maç başlayınca ‘işe koyulurlar...’ İlk maçta olmayanlar olur ve iki taraftar arasında büyük bir kavga çıkar, polis müdahale edene kadar ortalık mahşer yerine döner. Ölen olmaz, ama yaralıları hastaneye taşımaya ambulanslar yetmez. Maç iptal edilir, taraftar sokağa salınır ve sokak aralarında irili ufaklı mini çatışmalar devam eder. Olmaz mı diyorsunuz? Bence de olmaz... Ya olursa? O nedenle, bu kararın bir an önce gözden geçirilip, Beşiktaşlılar’ın o tribünlere alınması şarttır. Çünkü bu ‘kontrol edilebilinir’ bir durumdur. Öteki ise tam bir başıbozukluktur. Benim düşüm ise bambaşka... Tribünlere yarı yarıya taraftar alınır. Karışık oturtulur. Böylece herkesin ötekine saygı göstermesinin olanakları yaratılır. İrili ufaklı kavgalar çıksa da, bu kavgalar yine tribündeki sağduyulu abiler, ablalar tarafından bastırılır. Kalabalık kendi kendini yönetir. Herkes adam gibi maç izler. O zaman insanlar, yanındakinden utanacaklarından küfür etmezler... Çoluk çocuk, kadın kız, genç yaşlı herkes maça gelir. Olmaz mı diyorsunuz? Bence de olmaz... Ya olursa? Ya olursa mı? O zaman hayatımızı yönetenler ne yapar? İşsiz kalırlar, değil mi? Onun için istemezler değil mi? İstemezler...