Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

08 Aralık 2016 Perşembe
‘Top’tan şiddet!

Yiğiter Uluğ ve Mehmet Demirkol “Numaralıya gidelim” dedilerse de ben onları kapalıya ikna ettim. Tsunamizedeler için yapılacak maç için Aslı ile İnönü’ye girdiğimizde onlar girip oturmuştu. Daracık koltukların aralarından, oturmuş olanları ‘rahatsız ederek’ geçip yerimize oturduk.

06 Şubat 2005, Pazar Yorum Yaz
A+ A-

Koltuklar süper şahane! Yiğiter ve ben gövdeli olduğumuzdan sıkı bir nefesi içimize çekip üç beden küçülerek, daha doğrusu büzülerek, koltuğa adeta sıkıştık. Yineliyorum, kimse beni maçlarda o koltuklara oturtamaz. Oynanan maç desen değil, müsamere hiç değil. Daha çok bir tür pandomim. Bir sürü anlı şanlı topçu, oynamasalar bir yerlerine elektrik verilecekmiş gibi ciddiyetten uzak tuhaf hareketler yapıyor. Dayanamadım, “Çıkalım” dedim. Üçü de bunu bekliyormuş, yüzlerinde bir sevinç dalgası. İlk devre bitti, kalktık. Yine aynı koltuklar arası eziyet, milletin ayağına basa basa merdivenlere ulaştık. Merdivenler ana baba günü. Çevirip yeşilli güvenlikçiyi kükredim, “Durdurun maçı, bu maç oynanamaz. Ne bu merdivenin hali. Şekip Mosturoğlu’na söyleyin, burada ‘korsan maç’ oynanıyor.” Çocuk şaşkınca gülümsedi. Kapıya indik, şef güvenlikçiye ve oradaki polislere, “Çıkacağız, kapıyı açar mısınız” dediğimde dumurların dumuruna uğradım; “Açamayız.” Öyle nefis bir soru sordum ki, kendim bile güldüm; “Why?” (Neden?) Yanıt sorudan da şahane; “80. dakikaya kadar kapı açılmaz.” “Kim demiş?” Emir var, saha komiseri, beden terbiyesi, futbol federasyonu, anayasa maddesi, ceza hukuku, yasalar falan filan... Türk yönetiminin en veciz savunmasıyla karşı karşıyayız; “Ben bilmem merkez bilir.” Bu bir şaka diye düşünüp başladım tartışmaya, insan ve hayvan haklarından girip, “Hastayım kardeşim, çıkacağım”a vardırdım işi. Nazik bir polis memuru, “Sizi tek başınıza salarız, ama ya ötekiler” deyince artık sinirler kaldıramadı ve hiç yapmadığım bir şeyi yapıp, “Ben kimim biliyor musunuz”a daldım. Artık kimsem ve onlara neyse... Sonra bombayı patlattım, “Kardeşim göndertmeyin beni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne.” Makaralar boşaldı millette, ama güvenlikçi inatla direniyor. Olsun, ben daha inatçıyım çıkacağım; “Baba, bağla bana şu amirini de bi konuşalım.” Telsiz melsiz, şu bu derken 10 -12 dakikalık mücadele sonunda kapağı dışarı attık hep beraber... Şimdi soruyorum Sayın Şekip Mosturoğlu ve diğer yetkililere; “Bize uyguladığınız / uygulanan bu stat şiddetini kime şikayet edelim? Ben size ediyorum.” Unutmadan, bir yardım maçı için kendi sahalarına gelmiş Fenerbahçeli futbolculara küfreden ve kendisini Beşiktaşlı zanneden o çocukların da mutlaka bir ruh doktoruna ihtiyacı var diye düşünüyorum. ‘Transfer imparatoru’ yuvasına geri döndü! Haberde deniliyor ki; “Başkan Yıldırım Demirören’in danışmanlığını yapan Sinan Engin, menacer Miranda’nın tavsiye ettiği oyuncuları izlemek üzere Brezilya’ya gitti...” Hafızası zayıf bir toplumuz, ama bu kadarı da fazla. Bir zamanlar yakasını kaldırdığı paltosuna boynunu gömüp, İtalyan ayakkabılarıyla çimlere basa basa yedek kulübesine yürürken ‘imparator’ seslerini mağrurca selamlayan bu adamın Beşiktaş için bu denli önemli olmasının sırrı nedir? Kimdir, Sinan Engin? Futboldan ve futbolcudan ne kadar anlar? Şimdi ‘futbol dehası’ Sinan Engin döneminde Beşiktaş’a ‘kazandırılmış’ isimleri şöyle bir sıralayalım; Necat Aygün, Zübeyir Baya, Arild Stavrum, Tamer Tuna, Peter Kjaer, Mario Nazare, Joacim Asper, Thomas Myhre, Tolga Doğantez, Niyazi Güney, Mariano Amaral, Göksel Gencer, Kaan Dobra, Zafer Demiray, Ahmed Hassan, Sinan Kaloğlu, Okan Koç, Emre Aşık, Ümit Aydın, Ramazan Kurşunlu, Gökhan Zan... Takımdan gönderilmiş Serdar Topraktepe’nin geri dönüşünü de unutmamak gerek. “Bu dönemde iyi adamlar alınmadı mı” diye soracaklara da, “Onları, ‘engin dehaya’ değil de hocalara bağlayalım” diyeceğim. Özellikle Cordoba, Ronaldo, Zago, Pancu ve Giunti gibi... Gerçi Tümer Metin ve İlhan Mansız da var, ama bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterirmiş. Düşünün, adı geçen topçuların kaçı Beşiktaş’ın derdine derman, yarasına merhem oldu. Sinan Engin’in dışarıdan içeriye doğru ‘adam kazandırma’ konusundaki yeteneği ortada. Ama hakkını yememek gerek, özellikle ‘içeriden dışarı’ adam kazandırma konusundaki çalışmalar içinde adının sıkça geçtiğini günlerce gazetelerde okuduk. Sahi o işin devamı ne oldu? Abisinin barını koruma görevini ise hiç anmayalım burada. ‘Engin deha’ ile çalışan eski başkan, tarihin derinliklerinde kayboldu. Umarız şimdiki başkanın yüzü kara çıkmaz.